Hüsyin Nihal Atsız Kimdir

FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
⚪ Konu yazarı en son 2754 gün önce aktifti
Hüseyin Nihal Atsız Kimdir?

Hüseyin Nihal Atsız Biyografisi

Hüseyin Nihal Atsız Hakkında


Hüseyin Nihal Atsız (Atsız), 12 Ocak 1905’te İstanbul’da Kadıköy’de doğdu. Babası bahriye (deniz) subayı Nail Bey, annesi Fatma Zehra Hanımdır. İlköğrenimini Kadıköy’deki çeşitli okullarda, orta öğrenimini Kadıköy ve İstanbul sultanilerinde yaptı. Buradan mezun olunca Askeri Terbiye’ye yazıldı.

Bu okulun 3.sınıfında iken, Arap asıllı bir subaya selam vermeyi reddettiği için okuldan çıkarıldı. Daha sonra İstanbul Darülfünunu (Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi’ne yazıldı.

Bu fakülteden 1930 yılında mezun olunca, Türkiyat Enstitüsü’nde, hocası Köprülüzade M.Fuat Beyin asistanı oldu. Ancak diğer hocası Zeki Velidi (Togan) Beyin Türk Dil Kurultayı’nda maruz kaldığı hücumlara tepki olarak çektiği telgraf sebebiyle asistanlıktan çıkarıldı (1933).


Atsız, önce Malatya Ortaokulu’nda Türkçe, daha sonra Edirne Lisesi’nde Edebiyat hocalığına tayin edildi. Edirne’de iken Orhun dergisini yayımladı (1933-1934). Bu dergi, daha önce yine kendisinin yayımladığı Atsız Mecmua’nın (1931-1932) devamı niteliğindeydi. Her iki dergi de Türkçülük ülküsünü güçlendirmek ve yaygınlaştırmak amacıyla çıkarılmıştı. Ancak dil, edebiyat, tarih, halkbilim, yazım konularındaki yazılar ve şiirler de bu dergilerde yer alıyordu. Orhun’un 9.sayısındaki, resmi tarih tezini eleştiren bir yazı sebebiyle dergi kapatıldı. Atsız da bakanlık emrine alındı.

Nihal Atsız, bundan sonra dört yıl kadar Deniz Gedikli Hazırlama Okulu’nda Türkçe öğretmenliği yaptı. 1938’de bu işinden de uzaklaştırıldı. Kendisine resmi hizmet kapısı kapanınca Özel Yuca Ülke ve Boğaziçi liseleri gibi okullarda öğretmenlik yaptı. “Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar” ve “Türk Edebiyatı Tarihi” adlı ilmi kitapların yanı sıra birçok broşür yayımladı.

O dönemin sol düşüncesine karşı şiddetli bir fikir mücadelesine girişti. Tanrıdağ, Çınaraltı gibi milliyetçi dergilerde yazılar yazdı. 1943’te Orhun’u yeniden yayımladı. Bu derginin 15-16. sayılarında dönemin başbakanı Şükrü Saracoğlu’na hitaben yayımladığı açık mektuplarda, Milli Eğitim Bakanı Hasah-Ali Yücel’in istifasını istedi.

Atsız’ın Yücel’i eleştirisinin sebebi ise “Milli Eğitim Bakanlığı’nda tek taraflı bir kadrolaşma”dır. Bu yazıların bazılarında muarızlarına sert eleştirilerde bulunan Atsız, sonunda Sabahattin Ali’nin açtığı hakaret davasıyla yargılanmaya başlar.

Ve yine bu davayla birlikte Orhun dergisi kapatılır. Atsız-Sabahattin Ali davası büyük yankılar uyandırır. Öğrenci olayları ve gösteriler başgösterir bunun hemen akabinde de Atsız ve 22 arkadaşı hakkında “hükümet darbesine teşebbüs” suçlaması ile yargılandı. Askeri mahkeme, Türkçülerin birçoğunu çeşitli cezalara çarptırdı. Atsız da 6 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ancak, Askeri Yargıtay bu kararları bozdu.

Yeniden görülen dava sonucunda bütün Türkçüler ve bu arada Atsız da beraat ettiler. Ancak, Atsız, uzun süre öğretmenlik mesleğine dönemedi. Türkiye Yayınevi’nde çalıştı ve önemli Osmanlı tarihlerinin neşirlerini hazırladı.

Tek parti iktidarının son yıllarında, fakülteden sınıf arkadaşı Prof Dr.Tahsin Banguoğlu’nun Milli Eğitim Bakanlığı zamanında yeniden öğretmenliğe tayin edildi. Fakat, kendisine öğretmenlik hakkı tanınmadı ve Süleymaniye Kütüphanesi’nde uzman olarak görevlendirildi.

1950-1951 öğretim yılının başında Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmenliğine getirilen Atsız, burada iki yıl görev yaptı. Bu defa da, 3 Mayıs’ın kutlanması için Ankara’da verdiği bir konferans nedeniyle öğretmenlikten alındı ve Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki görevine iade edildi (1952). Burada 17 yıl çalıştıktan sonra 1969’da emekliye ayrıldı. Atsız, 11 Aralık 1975’te vefat etti.

Oğluna vasiyeti:

"Yağmur Oğlum!


Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim, kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigar olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol.

Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır.

Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Romenler yeni düşmanlarımızdır.

Japonlar, Afganlılar ve Amerikalılar yarın ki düşmanlarımızdır.
Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler içer(de)ki düşmanlarımızdır.

Bu kadar çok düşmanla carpışmak için iyi hazırlanmalı.
Tanrı yardımcın olsun!

Nihal Atsız

4 Mayıs 1941"

Irkçılığıyla tanınan bir yazar..
​
 
Kan tahlilcisi bir adam. Elinde cetvelle gezip kafatası ölçen cinsten.
 
Ötüken'in eski sayılarından birinde, Sovyetler Birliğine dahil Türk Kazakistan Cumhuriyeti'nin başkenti Alma-Ata şehrine 50 kilometre uzaktaki Esik kasabası yanında bulunan bir mezardan ve bu mezardaki "Altın Elbiseli Adam"ın cesedinden bahsolunmuş tu. Almanya'da bulunan Kazak Türkleri'nden Hasan Oraltay beğ, altın Elbiseli Adam hakkında Kazak basınındaki yeni bilgileri bize göndermek lûtfunda bulundu. Biz de mühim konu hakkında Türkiye Türkleri'ni aydınlatmak için o bilgileri aktarıyoruz:

Alma-Atâ'da "Leninşil Cas" (=Leninci Genç) (1) adında, Kazak Türkçe'siyle günlük bir gazete çıkmaktadır. Bu gazetenin 24 Ocak 1973 tarihli sayısında oralı Türkler'den Irım Kenenbayoğlu'nun "25 Gasır Burin Cazılgan Hat" (=25 Asır Önce Yazılmış Mektup) başlıklı bir makalesi yayınlanmıştır. Makalede "Altın Elbiseli Adam" hakkında bilgi vermekte, 400'den fazla altın eşya bulunduğu anlatılmakta, bunun nerde ve ne zaman keşfolunduğu hakkında evvelce verilen izahat tekrarlanmaktadır. Kenenbayoğlu bu mezarın, bu asrın başına İngiliz arkeologları tarafından bulunan Mısır firavunlarından Tutankhamon'un mezarıyla mukayesenin mümkün olduğunu söyledikten sonra mezardan çıkarılan eşyanın ehemmiyetine temas etmektedir.

Kenenbayoğlu'nun bildirdiğine göre Altın Elbiseli Adam'ın mezarında bulunan yazı Moskova ve Leningrad üniversitelerine yollanmış, fakat onlar okuyamadıklarını bildirerek geri göndermişlerdir.

Sonra bununla Kazak İlim Akademisi bilginleri, bilhassa Prof. Gayneddin Alioğlu Musabay ilgilenmiştir. Musabay yalnız Kazakistan çapında değil, bütün Sovyetler Birliği çapında eski Türk yazıtları bilgini olarak tanınmış ve pek çok eser vermiştir.

Gayneddin Alioğlu Musabay bu yazıyı okumayı başarmış, Kazak İlim Akademisi Dil Enstitüsü'nün son dil haftasında açıklamalar yapmıştır. Musabay, Yenisey-Orkun Yazıtları ile Esik yazıtı arasında 1.000 yıldan fazla zaman farkı olduğunu bildirmiştir. Kazak bilgini burada şaşırtıcı bir fikir ileri sürmüş, her işaretin bir harfi değil, bir heceyi gösterdiğini söyleyerek yazıtın şöyle okunması gerektiğini bildirmiştir:

Taza as tuvin agannın

Eldi ege. Altın, eskerin

Sagan ar eperedi.

Casına cete

Bakıtındı aşasın.

Sav bol.

Gayneddin Alioğlu Musabay'ın fikrine göre milâttan önceki 7-5. Yüzyıllarda Saka-Usun gibi eski Türk kavimlerinin ülkesinde yazı olduğunu bu gümüş kaşıktaki satırlar ispat etmektedir. Bu da Orkun yazısının bu Saka-Usun ülkesindeki yazının bir devamı ve tekâmülü olduğunu gösterir. Demek ki eski Türk alfabesi önce ideoramla başlamış, sonra hece yazısına dönmüştür. Elimizdeki bu kaşık yazısı da hece yazısının son çağına aittir. Bundan sonra hece yazısı harf ses yazısına dönmüş, bundan da bildiğimiz Yenisey-Orkun yazıtları doğmuştur.

Gazetedeki makalede yazılı gümüş kaşığın mezara ne için gömüldüğü hakkında açıklamalar vardır. Safi gümüşten yapılan kaşığın sapı yoktur. Bu mezar daha önce açılmadığına göre sap çalınmış olamaz. Mezardan anlaşıldığına göre de buraya kırık dökük eşyanın konulması da âdet değildir. Mezardaki cesedin ya çok zengin birisine veya bir subaya ait olduğu anlaşılıyor. Bu durumda sapsız kaşığın, mezarda bulunan yiğit doğduğu zaman ona bir akrabası tarafından verilmiş hediye olması düşünülebilir.

Leninşil Cas gazetesindeki makalede böyle bir hazinenin Sovyetler Birliği sınırları içinde bugüne kadar bulunmadığı, hatta dünyada bile bunun eşinin ancak Mısır'daki firavun mezarı olduğu belirtilmiştir.

Amerika'da çalışan bir Türkistanlının bildirdiğine göre Amerika hükümeti, Musabay'ı davet etmiş, çok büyük bir para teklif ederek üç ay Amerikan üniversitelerinde ders vermesini istemişse de Ruslar izin vermemiştir.

Yukarıdaki kaşık yazısının Türkiye Türkçe'sine çevrilişi şöyledir:

Temiz çek tuğunu ağabeyinin

Sağlam sahip (ol). Altın, askerin

Sana şan verir.

Yaşına yeterek (=büyüyerek)

Bahtını aşasın.

Sağ ol.

Bu okuyuşta Kazak ırkdaşımıza katılmadığımız noktalar var. Bunların biri metinde "asker" ve "baht" anlamında "eskez" ve "bakıt" kelimelerinin geçişidir. "Asker" Yunanca'dan Arapça'ya, oradan da bize geçmiş bir kelime olup milâttan önce 5. Asırda Türkler arasında kullanılmış olması asla düşünülemez. Farsça bir kelime olan "baht"ın, "bakıt" şeklinde de olsa o zamanki Türkçe'de kullanılması mümkün değildir. Bundan başka eski Türkçe'deki "tuğ"' ve "sağ" kelimelerinin ki, bunlar ancak 16. Asırda bazı Türk ağızlarında ve bu arada Kazakça'da "tuv" ve "sav" şeklini almıştır, milâttan önceki asırlarda da "tuv" ve "sav" diye kullanılması kabul olunamaz. "V" harfi Türkçe'de sonradan teşekkül etmiştir.

Bununla beraber Musabay'ın bir çığır açtığı muhakkaktır. Kutlanmaya değer. Ancak metnin yeni ve daha doğru bir okunuşa ihtiyacı bulunduğu da inkâr olunamaz.

(1) Kazak Türkleri bizim Türkçe'mizde ve edebi Çağatayca'da başta bulunan "y" leri "c" olarak, "ş"leri de "s" olarak söylerler. Doğu ve Batı edebi lehçelerinde "genç" demek olan "yaş", Kazak Türkleri'nde bu sebeple "cas" olur. "Leninşil"in sonundaki "şil" de bizim Türkçe'mizde balıkçıl, adamcıl gibi kelimelerde kullanılan mensupluk takısının Kazak Türkleri'ndeki şeklidir.

Ötüken, 1973, Sayı: 6, Nihal ATSIZ
​
 
Oğlan gidip düşmandan yana oldu ya la.
 

nihal_atsiz.jpg


NİHAL ATSIZ KİMDİR?

12 Ocak 1905′te İstanbul’da doğdu. 11 Aralık 1975′te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi. Asıl ismi Hüseyin Nihal Atsız.

Babası deniz binbaşı Mehmet Nail Bey. İstanbul Sultanisi’ni bitirdi. Bir süre Askeri Tıbbiye Okulu’na devam etti. 1930′da Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Aynı okulda asistan oldu.

1931′da “Atsız Mecmua”yı yayınlamaya başladı. Köycü bir yaklaşımdan Türkçü bir yaklaşıma yönelen bu dergideki bazı yazıları nedeniyle üniversiteden uzaklaştırıldı, öğretmenliğe başladı. 1933′ten 1952′ye kadar Malatya, Edirne ile İstanbul’daki okullarda edebiyat öğretmenliği ve kütüphanecilik yaptı.

1933-1934 arasında “Orhun” dergisini çıkardı. 2′nci Dünya Savaşı sırasında güçlenen “Turancı” akım içinde önemli bir yeri oldu. Ekim 1943′te “Orhun”u yeniden çıkarmaya başladı. Bu dergide solcu eylemlerle bu eylemlere katılanları iki kez Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na şikayet eden mektup yayınladı. 1944′te “Irkçılık-Turancılık” davasından tutuklandı. 1945′te serbest bırakıldı. 1952′de Süleymaniye Kütüphanesi’nde görevlendirildi. Aynı yıl “Orhun”u tekrar çıkardı.

1964-1975 arasında “Ötüken” dergisini yayınladı. Ötüken’deki yazıları nedeniyle 1973′te bir kere daha cezaevine girdi. Ertesi yıl özel afla serbest bırakıldı. Romanlar, öyküler, şiirler ve edebiyat incelemelerinin yanısıra Türk tarihiyle ilgili araştırmalar yayınladı.

ESERLERİ

ROMAN:

Dalkavuklar Gecesi (1941)

Bozkurtların Ölümü (1946)

Bozkurtlar Diriliyor (1942)

Deli Kurt (1958)

Ruh Adam (1972)

ŞİİR:

Yolların Sonu (1946)

İNCELEME:

Türk Tarihi Üzerine Toplamalar

Türkler ve Osmanlı Sultanları Tarihi

Türk Edebiyatı Tarihi

Türk Ülküsü

Osmanlı Tarihine Ait Takvimler

Türk Tarihinde Meseleler

BİYOGRAFİ:

Edirneli Nazmi

Kemalpaşaoğlu

Birgili Mehmet Efendi

Ebussud

​
 
3086241681_a8c0d8cd83.jpg


Bir düşünce adamı olan Nihal Atsız, baba tarafından aslen Gümüşhaneli olmalarına rağmen, babasının deniz subayı olması nedeniyle İstanbul’da doğmuş ve orada yetişmiştir. Türkiye’nin komünizm, islamcılık ve kürtçülük gibi zararlı akımlardan etkilendiği ve Türklüğün bu üç cepheye karşı savaş verdiği bir ortamda, Türk budunu olarak varlığımızı korumanın bir yolunu araştıran Atsız, çok geçmeden kurtuluşun Türk milliyetçiliğinde -yani Türkçülükte- olduğunu öğrenmiş ve yaşamının sonuna kadar bu ülküyü Türk ırkı üzerinde hâkim kılmaya çalışmıştır.

Atsız, dil, tarih ve edebiyat alanında dönemin önde gelen bilim adamlarından dersler almış, bu alanda uzmanlaşmaya çalışmıştır. Şu anda bile üniversitelerin dil, tarih ve edebiyat bölümlerinde okutulan kitapların yazarlarının birçoğuyla aynı sınıfta okumuş veya onlarla düşüncelerini paylaşacakları ortamlarda bulunmuştur. Bu nedenle kendi alanında uzmanlaşması ve geniş bir görüşe sahip olması uzun sürmemiştir. Yaptığı bilimsel çalışmalar ve yazdığı kitaplar, onun ciddi ve çalışkan bir bilim adamı olduğunun apaçık kanıtıdır. Bu nedenle Atsız, her şeyden önce bu kimliğiyle takdir görmesi gereken bir şahsiyettir. Yaşadığı dönemin en usta tarihçilerinin ve dilcilerinin bile üzerinde çalışmaya çekindiği konuları, en ince ayrıntılarına kadar araştıran, bilimsel alanda çok değerli eserler bırakan Nihal Atsız’ın yaşamı boyunca süren çalışmaları, kitap ve makalelerinin sayısıyla bile anlaşılabilmektedir.

Atsız, yaşamı boyunca Türkçülüğünden hiç taviz vermemiş, yazdığı makaleler ve çıkardığı dergiler yüzünden birçok kez mahkemelik olmasına, tabutluklarda işkenceler görmesine rağmen düşüncelerini kararlılıkla ve haykırırcasına savunan bir ülkü eridir. Sert üslubu ve kararlı duruşu, her ne kadar Türkçülüğe karşı olanların -çoklukla da Türk soylu olmayanların- düşmanlıklarına neden olmuşsa da, bu kişilerin verdiği zararlar Atsız’ın bir bozkurt gibi başı dik yaşayışında en ufak bir tavize neden olmamıştır. Atsız, olgun ve üstün bir kişiliğe sahip ciddi bir karaktere sahip olduğundan, yine takdir edilmesi gereken bir dava adamıdır.

Geçen yüzyıl içinde romanlar, şiirler ve öyküler yazan çok yazar / şair vardır; fakat bunlar içinden çok azı Atsız gibi büyük bir kitleyi harekete geçirebilmiştir. Atsız’ın yazılarından ve derslerindeki konuşmalarından etkilenen milyonlarca Türk genci, Türkçülük bayrağının birer taşıyıcısı olarak ülkülerine bağlı kalmış, baş koydukları yoldan dönmemişlerdir. Bugün de Atsız’ın romanlarını okuyanlar, Türklük sevgisiyle kendilerinden geçmekte, ruhlarıyla uçup gittikleri Tanrı Dağı’nda bir destanı yaşıyormuşçasına esrimektedirler. İşte böyle etkileyici ve sürükleyici yazılar yazdığı için Atsız yine takdire şayan bir yazardır.
​
 
nihal_atsiz%20%281%29.jpg


Makaleleri:

(Ahmed Naci ile birlikte) 'Anadolu'da Türklere ait yer isimleri', Türkiyat Mecmuası, sayı.2 (1928)

'Türkler hangi ırktandır?', Atsız Mecumua, sayı.1 (1931)

'"İzmirden Sesler" hakkında', Atsız Mecmua, sayı.4 (1931)

'"İzmirden Sesler" hakkında', Atsız Mecmua, sayı.5 (1931)

'Hindenburgun sözleri', Atsız Mecmua, sayı.8 (1931)

'Bugünün meseleleri: Aynı tarihî yanlışlığa düşüyor muyuz?', Atsız Mecmua, sayı.11 (1932)

'Bugünün meseleleri: Aynı tarihî yanlışlığa düşüyor muyuz?', Atsız Mecmua, sayı.12 (1932)

'Bugünün meseleleri: Millî Seciye' buhranı, Atsız Mecmua, sayı.14 (1932)

'Türk vatanını peşkiş çekenlere', Atsız Mecmua, sayı.15 (1932)

'Sadri Etem Bey'e cevap', Atsız Mecmua, sayı.16 (1932)

'Bugünün meseleleri: Askerlik aleyhtarlığı', Astız Mecmua, sayı.17 (1932)

'Darülfünunun kara, daha doğru bir tabirle, yüz kızartacak listesi, Atsız Mecmua, sayı.17 (1932)

'Vâlâ Nurettin Beyden bir sual', Atsız Mecmua, sayı.17 (1932)

('Çiftçi-Oğlu H. Nihâl' imzasıyla) 'Dede Korkut Kitabı hakkında', Azerbaycan Yurt Bilgisi, c.1 (1932)

'Kuş bakışı: Orhun', Orhun, sayı.1 (1933)

'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar I. Türkeli, II. İlk Türkler', Orhun, sayı.1 (1933)

'En eski Türk müverrihi: Bilge Tonyukuk', Orhun, sayı.1 (1933)

'Kuş bakışı: Türk Dili', Orhun, sayı.2 (1933)

'Türk tarihi Üzerine Toplamalar III. Yabancıların Türkeline saldırışı, IV.Milâttan önceki 5-4üncü asırlarda Türkelinde doğudan Çinlilerin, Batıdan Yunanlıların saldırışı', Orhun, sayı.2 (1933)

'X meselesi', Orhun, sayı.3 (1934)

'Haddini bil!', Orhun, sayı.3 (1934)

'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar: V. Milâttan önce 3-2nci asırlarda Türkler arasında dahilî savaşlar', Orhun, sayı.4 (1934)

'Edirne Mebusu Şeref Bey'e cevap', Orhun, sayı.4 (1934)

'Ahmet Muhip Bey'e cevap', Orhun, sayı.4 (1934)

'Şarkî Türkistan', Orhun, sayı.4 (1934)

'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar: VI. Kun devletinin dahilî teşkilâtı, VII. Kun (Oğuz) sülâlesi devrinde Türk birliği', Orhun, sayı.4 (1934)

'Komünist, Yahudi ve Dalkavuk', Orhun, sayı.5 (1934)

'İkinci Türk Müverrihi: Yulıg Tigin', Orhun, sayı.5 (1934)

'Alaylı Âlimler', Orhun, sayı.5 (1934)

'Edirne Mebusu Şeref ve Hakimiyeti Milliye muharriri A. Muhip Beylere Açık mektup', Orhun, sayı.5 (1934)

'Alaylı âlimlerden Sadri Maksudi Beye bir ders', Orhun sayı.6 (1934)

'Cihan Tarihinin en büyük kahramanı: Kür Şad', Orhun, sayı.6 (1934)

'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar' Orhun, sayı.6 (1934)

'Edirne Mebusu Şeref Beye İkinci Mektup', Orhun, sayı.6 (1934)

'Gaza topraklarının gazi ve şehit çocukları', Orhun, sayı.7 (1934)

'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar', Orhun, sayı.7 (1934)

'Edebiyat Fakültesi Talebe Cemiyetinin değerli bir işi', sayı.7 (1934)

'Baş makarnacının sırtı kaşınıyor' (Benito Mussolini'ye hitaben yazılmıştı), Orhun, sayı.7 (1934)

'İnkilâp Enstitüsü Dersleri', Orhun, sayı.7 (1934)

'Musa'nın Necip (!) evlâtları bilsinler ki:' (Yahudilere kasten yazılmıştı), Orhun, sayı.7 (1934)

'Tavzih', Orhun, sayı.7 (1934)

Yirminci asırda Türk meselesi I. Türk Birliği', Orhun, sayı.8 (1934)

'Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar', Orhun, sayı.8 (1934)

'Kanun Ahmet Muhip Efendiyi çarptı', Orhun, sayı.8 (1934)

'Moyunçur kağan âbidesi, Orhun, sayı.8 (1934)

'İstanbulun Fethi yılına ait bir mezar taşı', Orhun, sayı.8 (1934)

'Yirminci asırda Türk meselesi II. Türk Irkı = Türk milleti', Orhun, sayı.9 (1934)

'Türk Tarihi Üzerine Toplamalar', Orhun, sayı.9 (1934)

'16ncı asır şâirlarinden Edirneli Nazmî ve bu eserin Türk dili ve kültürü bakımından ehemmiyeti', Orhun, sayı.9 (1934)

(Nâmık Kemâl hakkındaki fikirleri), 'Namik Kemal', Millî Türk Talebe Birliği, sayı.3 (1936)

On beşinci asıra ait bir türkü, Halk Bilgisi Haberleri, yıl.7, sayı.84 (1938)

'Dede Korkut', Yücel, c.VIII, sayı.84 (1939)

'Cihan tarihinin en büyük kahramanı: Kürşad', Kopuz, sayı.3 (1939)

('Çiftçi-oğlu' imzasıyla) 'Atalarımızdan kalan eserleri yıkmak vatana ihanettir', Kopuz, sayı.5 (1939)

'Türk tarihine bakışımız nasıl olmalıdır?', Çınaraltı, sayı.1 (1941)

'Koca Ragıp Paşa, Haşmet ve Fıtnat hanım arasında şakalar', Çınaraltı, sayı.3 (1941)

'Dilimizi Türkçeleştirmek için amelî yollar', Çınaraltı, sayı.5 (1941)

'Türk ahlâkı', Çınaraltı, sayı.7 (1941)

'10 İlkteşrin 1444 Varna meydan savaşı', Çınaraltı, sayı.15 (1941)

'Büyük günler', Çınaraltı, sayı.16 (1941)

'İki mühim eser', Çınaraltı, sayı.17 (1941)

'En eski zamana ait Türk destanı. Alp Er Tunga Destanı', Çınaraltı, sayı.19 (1941)

'Namık Kemal', Çınaraltı, sayı.22 (1942)

'Mühim bir dergi', Çınaraltı, sayı.27 (1942)

'Millî şuur uyanıklığı', Çınaraltı, sayı.33 (1942)

'Türk gençliği nasıl yetişmeli?', Çınaraltı, sayı.35 (1942)

'İran Türkleri', Çınaraltı, sayı.36 (1942)

'Dil meselesi', Çınaraltı, sayı.38 (1942)

'Rıza Nur', Çınaraltı, sayı.42 (1942)

'Yeni bir Selçukname', Çınaraltı, sayı.52 (1942)

'Günümüzün baş müverrihi ve büyük bir eseri', Çınaraltı, sayı.58 (1942)

'Osmanlı Padişahları', Tanrıdağ, c.1, sayı.10 (1942)

'Osmanlı Padişahları II', Tanrıdağ, c.1, sayı.11 (1942)

'Yeni eserler: "Adana fethinin destanı"', Çınaraltı, sayı.82 (1942)

'Türk milletinin şeref şehrahı', Kopuz, sayı.1 (1942)


'Fatih Sultan Mehmet', Çınaraltı, sayı.88 (1942)

'Azizim Tevetoğlu', Kopuz, sayı.7 (1942)

'Türk Sazı', Türk Sazı, sayı.1 (1942)

'Türkiyenin Millî Futbol Maçları', Türk Sazı, sayı.1 (1942)

'Türkçülük', Orhun, sayı.10 (1942)

'Türkçülere birinci teklif', Orhun, sayı.10 (1942)

'İki büyük yıl dönümü', Orhun, sayı.10 (1942)

(İmzasız) 'Türk gençlerine düşündürücü levhalar: 1', Orhun, sayı.10 (1942)

('T. Bayındırlı' imzasıyla) 'Türkiye'nin Millî Futbol Maçları', Orhun, sayı.10 (1942)

'Büyük bir yıl dönümü', Orhun, sayı.10 (1942)

'Türkçülere ikinci teklif', Orhun, sayı.11 (1942)

(İmzasız) 'Türk gençlerine düşündürücü levhalar: 2. 1915 Çanakkale savaşlarının bilançosu', Orhun, sayı.11 (1942)

'Türkiyenin Millî Atletizm Maçları', Orhun, sayı.11 (1942)

'Savaş aleyhtarlığı', Orhun, sayı.12 (1942)

'İki şanlı yıl dönümü', Orhun, sayı.12 (1942)

'Türkçülere üçüncü teklif', Orhun
(İmzasız) 'Türk gençlerine düşündürücü levhalar: 3', Orhun, sayı.12 (1942)

('T. Bayındırlı' imzasıyla), 'Türkiyenin Millî Kılıç Maçları', Orhun, sayı.12 (1942)

'Şanlı bir yıl dönümü', Orhun, sayı.13 (1944)

('T. Bayındırlı' imzasıyla) 'Türkiyenin Balkanlararası Millî Güreş Maçları', Orhun, sayı.13 (1944)

'Türk kızları nasıl yetiştirilmeli', Orhun, sayı.13 (1944)

'Türk gençlerine düşündürücü levhalar: 4', Orhun, sayı.13 (1944)

'Türkçülere dördüncü teklif', Orhun, sayı.13 (1944)

'Türkçülere beçinci teklif', Orhun, sayı.14 (1944)

'Yabancı bayraklar altında ölenlere ağıt' (Stalingrad muharebesinde şehit düşen Türk asıllı Kızıl Ordu askerleri için yazılmıştı), Orhun, sayı.14 (1944)

'Ülküler taarruzîdir', Orhun, sayı.14 (1944)

'Varsağı', Orhun, sayı.14 (1944)

'Başvekil Saracoğlu Şükrü'ye Açık Mektup (20 Şubat 1944 Pazar)', Orhun, sayı.15 (1944)

'Başvekil Saracoğlu Şükrü'ye İkinci Açık Mektup (21 Mart 1944, Maltepe)', Orhun, sayı.16 (1944)
​
 
İşte birlik,dilde birlik,fikirde birlik sağlanırsa o zaman kurulur dirlik !
Yol göstericimiz Atsız Ata ..
[youtube]7fZFWIMz45I[/youtube]
 
HÜSEYİN NİHAL ATSIZ

Hüseyin Nihal Atsız 1905 yılında İstanbul'da doğdu. Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi (1930).Edebiyat öğretmenliği ve kütüphanecilik yaptı.

Türk milliyetçiliğine gönül verdi, Atsız Mecmua, Orkun ve Ötüken dergilerini yayınladı. Şiirleri, romanları, araştırmaları ve Osmanlı Türkçesinden sadeleştirmeleri yayınlanmıştır.

11 Aralık 1975 tarihinde vefat etti, kabri Karacaahmet Mezarlığındadır. Nihal Atsız, yazar Necdet Sançar'ın da ağabeyi, Yağmur ve Buğra Atsız’ın babasıdır.


6282nihalatsiz-38%5B1%5D.jpg


ESERLERİ:


Bozkurtların Ölümü, Bozkurtlar Diriliyor, Deli Kurt, Ruh Adam(roman),Yolların Sonu (şiir), Edirneli Nazmi, Türk Tarihi Üzerine Toplamalar, Türkler ve Osmanlı Sultanları Tarihi, Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Ülküsü, Osmanlı Tarihine Ait Takvimler, Türk Tarihinde Meseleler, Kemalpaşaoğlu, Birgili Mehmet Efendi, Ebussud ve Ali bibliyografyaları.

HAKKINDA YAZILANLAR

1.Atsız Armağan'ı Ötüken Y. İstanbul 1976

2.Nihal Atız Sakin Öner Toker y. İstanbul 1977
​
 
Hayatını davasına adadı

Mehmet Fuat Köprülü, Zeki Velidi Togan, Abdülkadir İnan gibi edebiyat ve tarih bilginlerinin de içinde bulunduğu bir kadro ile yayın hayatına atılan bu ‘Türkçü ve Köycü‘ dergi, devrinde ilim, fikir ve sanat alanında büyük tesir yaratan Türkçü bir çığır açtı. Böylece Cumhuriyet devri Türkçülüğünün öncü ismi oldu.

Sürekli olarak iktidarın milli olmayan davranışlarını en sert şekilde eleştirdi. Bu yüzden öğretmenlik yaptığı okullarda şehirden şehire sürüldü. Ancak bütün bunlar onu mücadelesinden ayıramadı. İstanbul’dan Malatya’ya, Malatya’dan Edirne’ye üstüste sürgünler yedi.

3 Mayıs 1944 olaylarına sebep olan Sabahattin Ali‘ ye ‘vatan haini‘ dediği için 6 aya mahkum edilen Atsız‘ın cezası hakim tarafından ‘milli tahrik‘ gerekçesi ile 4 aya indirildi. Bu 4 aylık bu ceza da ertelendi.

Atsız, cezasının ertelenmesine rağmen 9 Mayıs 1944 tarihinde mahkemenin kapısından çıkarken tevkif edildi.


nihal_atsiz%20%282%29.jpg

​
 
İşkence gördü

19 Mayıs 1944 törenlerinde Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Nihal Atsız ve arkadaşlarını ağır şekilde eleştiren nutkunu söyledi.

Bu nutuk üzerine de Atsız ve içlerinde Alparslan Türkeş’in de bulunduğu 34 arkadaşı tutuklanarak Sansaryan Han’daki tabutluklarda işkence gördü.

İstanbul 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılandı.

Atsız ve arkadaşlarının davası 31 Mart 1947 tarihinde sonuçlandı, mahkemede sanıkların beraatına karar verildi.

Yıllarca Türkçülük mücadelesini sürdüren, yüzbinlerce ülkücü gencin yetişmesinde emeği olan Nihal Atsız, 11 Aralık 1975’te kendi deyimi ile ’uçmağa vardı’.

Milli Destan şairlerimizden Niyazi GENÇOSMANOĞLU onun ölümünü anlatan aşağıdaki şiiri yazmıştı:

ATSIZ TANRIDAĞINDA

Burada baş sağlığı orada gözler aydın;
İki ayrı dünyada iki ayrı tören var.

Tanrı katından gelen bir yüce buyruk üzre,
Aramızdan ansızın çadırını deren var.

Orada ecdat rûhu şâdümanlık içinde
Burada tamu içre gönüllerde boran var.

Eksilmiş bir yanımız; çarpılmış gibiyiz hep
Tanrı Korusun sanki Bozkurtluğa kıran var.

Yukardan gök mü bastı; altta yer mi çöktü ne?
Kimsede ağız, dil yok; gözleriyle soran var.

Burada uğurlarken onu binlerce Bozkurt
Orada karşılayan binlerce alperen var.

O gün Tanrıdağı'nda tan ağardığı çağda
Dediler Oğuz Hanın otağına giren var.

Ve Tanrı-Kut Mete'nin huzurunda Atsız'ı
Kür Şad'la Kültiğin'le diz vururken gören var.

Töredir; konan göçer, doğan gün batar elbet
Tanrı zeval vermesin devlet din ve Kur'an var.

Dayanılmaz olsa da Atsız'lığın acısı
Ulu Tanrı'ya Şükür yine soy var Turan var.

​
 
NİHAL ATSIZ TÖRENLERLE ANILDI

nihal_atsiz_buyuk_turkcu.jpg


Büyük Türkçü/Türk Milliyetçisi Nihal ATSIZ Ölüm Yıldönümünde Kabrinde Türkçülerce törenlerle anıldı…

TÜRKÇÜLÜK fikrini ilmi temellere oturtan Hüseyin Nihal Atsız için ölümünün 35. yılında Karacaahmet Mezarlığı’ndaki kabri başında tören düzenlendi.

Hayatını Türkçülük davasına adayan Nihal Atsız, 11 Aralık 1975’te hayata gözlerini yummuştu.​
 
NİHAL ATSIZ TÖRENLERLE ANILDI

Büyük Türkçü/Türk Milliyetçisi Nihal ATSIZ Ölüm Yıldönümünde Kabrinde Türkçülerce törenlerle anıldı…

TÜRKÇÜLÜK fikrini ilmi temellere oturtan Hüseyin Nihal Atsız için ölümünün 35. yılında Karacaahmet Mezarlığı’ndaki kabri başında tören düzenlendi.

nihal_atsiz%20%281%29.jpg


Hayatını Türkçülük davasına adayan Nihal Atsız, 11 Aralık 1975’te hayata gözlerini yummuştu.

Hüseyin Nihal Atsız, ölümünün 35. yılında mezarı başında anıldı. Büyük Türkçü ve yazarını, yer yer kar yağışı altında 500’e yakın kişi, mezarı başında anarak, onu unutmadıklarını gösterdi. Anma törenine özellikle Ülkü Ocakları ile Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) mensupları katıldı.

Anma töreninde; MHP İl Başkan Yardımcısı İsmet Çerçi, MHP İL Sekreteri Niyazi Paksoy, Teşkilatlanma Başkanı Fahri Can, İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı Gökmen Kantar, Türk Ocakları Başkanı Namık Kemal Kurt ile YENİÇAĞ yazarı Sami Yavrucuk ile eski İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı Erdem Karakoç göze çarpan isimlerdi.

Karacaahmet Mezarlığı’ndaki kabri başındaki törende bir konuşma yapan İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı Gökmen Kantar, Nihal Atsız‘ın, siyasi ve edebi fikirlerinin önemini anlattı ve düşüncelerinin hala gündemde olduğunu belirtti.

12 Ocak 1905’te İstanbul Kadıköy‘de doğan Hüseyin Nihal Atsız, 15 Mayıs 1931‘den 25 Eylül 1932 tarihinde Atsız Mecmua’yı çıkardı.

​
 
ATSIZ'IN ESERLERİ


nihal_atsiz%20%281%29.jpg


Türkçülüğün öncülerinden olan Nihâl Atsız, Turancı çevreler tarafından aynı zamanda güçlü bir Türkolog olarak kabul edilir.

Bu çevrelere göre Türk dilini, tarihini ve edebiyatını gayet iyi bilen Atsız, özellikle Türk tarihinin Göktürk kısmında uzmanlaşmıştı. Çok sevdiği bu devreyi Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor adlı iki eser ile romanlaştırmıştır.

Deli Kurt adlı romanı Osmanlı tarihinin ilk devrelerinin romanlaştırılmış şeklidir.

Ruh Adam 'daki Selim Pusat'ın şahsiyetinde Atsız'ı görürüz.

Ruh Adam 'ın devamı olarak Yalnız Adam 'ı yazacağını söylüyordu Yine yazacağını bildirdiği bir eseri de Bozkurtlar serisi'nin 3. cildi idi. Yayınlanmamış eserlerinin içerisinde II. Mahmut'tan Günümüze Kadar Osmanlı Hanedanı Tarihi adlı bir eseri de vardır. Nihâl Atsız'ın şiirleri Yolların Sonu adı ile kitap halinde basılmıştır.



nihal_atsiz%20%281%29.jpg


Romanları:

Dalkavuklar Gecesi, İstanbul 1941.

Bozkurtların Ölümü, İstanbul 1946.

Bozkurtlar Diriliyor, İstanbul 1949.

Deli Kurt, İstanbul 1958.

Z Vitamini, İstanbul 1959.

Ruh Adam, İstanbul 1972.


nihal_atsiz%20%281%29.jpg


Öyküleri:

'Dönüş', Atsız Mecmua, sayı.2 (1931)

Orhun, sayı.10 (1943)

'Şehidlerin duası', Atsız Mecmua, sayı.3 (1931)

Orhun, sayı.12 (1943)

'Erkek kız', Atsız Mecmua, sayı.4 (1931)

'İki Onbaşı, Galiçiya...1917...'

Atsız Mecmua, sayı.6 (1931)

Çınaraltı, sayı.67 (1942)

Ötüken, sayı.30 (1966)

'Her çağın masalı: Boz oğlanla Sarı yılan', Ötüken, sayı.28 (1966)
​

​
 



nihal_atsiz%20%281%29.jpg


Şiirleri:

Yolların Sonu, (Bütün şiirlerinin toplandığı kitap) İstanbul 1946.

Afşın'a Ağıt

Aşkınla

Ay Yüzlü Güzel Konçuy

'Asker kardeşlerime', Atsız Mecmua, sayı.2 (1931), 'Boz kurt' imzasıyla Ergenekon, sayı.3 (1938)

'Ayrılık', Atsız Mecmua, sayı.17 (1932)

'Bahtiyarlık', Kopuz, sayı.10 (1944)

'Bugünün gençlerine', Atsız Mecmua, sayı.1 (1931), 'Boz kurt' imzasıyla Ergenekon, sayı.1 (1938)

'Bugünün gençlerine' (başlıksız), Atsız Mecmua, sayı.16 (1932)

Davetiye

Dosta Sesleniş

'Dünden sesler: Yarın türküsü', Orkun, sayı.53 (1951)

'Dünden sesler: Koşma', Orkun, sayı.58 (1951)

'Dün gece', Orhun, sayı.1 (1933)

Eski Bir Sonbahar

Gel Buyruğu

'Geri gelen mektup', Orkun, sayı.44 (1951)

'Harıralar', Çınaraltı, sayı.2 (1941)

Kader

Kağanlığa Doğru

Kahramanların Ölümü

Kahramanlık

Karanlık

Kardeş Kahraman Macarlar

Korku

'Koşma', Atsız Mecmua, sayı.2 (1931)

'Koşma' (başlıksız), Atsız Mecmua, sayı.12 (1932)

'Kömen', Ötüken, sayı.2 (1964), Ötüken, sayı.28 (1966), Ötüken, sayı.95 (1971)

'Macar ihtilâlcileri', Ötüken, sayı.79 (1970)

'Macar ihtilâlcileri', Ötüken, sayı.82 (1970)

'Muallim arkadaşlarıma', Atsız Mecmua, sayı.5 (1931)

Mutlak Seveceksin

'Nejdet Sançar'a ağıt', Ötüken, sayı.138 (1973)

'O gece', Orhun, sayı.2 (1933)

Özleyiş

Sarı Zeybek

Selam

Sona Doğru

'Şehit tayyareci Erkânıharp Yüzbaşı Kâmi'nin büyük hatırasına', Atsız Mecmua, sayı.6 (1931)

'Şiir' (başlıksız), Atsız Mecmua, sayı.8 (1931)

'Şiir' (başlıksız), Orhun, sayı.3 (1934)

'Topal Asker', Atsız Mecmua, sayı.4 (1931), Kopuz, sayı.4 (1943)

'Toprak-Mazi', Atsız Mecmua, sayı.14 (1932), Kopuz, sayı.3 (1943)

Türk Gençliğine

'Türk kızı', Tanrıdağ, sayı.4 (1942)

'Türkçülük bayrağı', Ötüken, sayı.119-120 (1973)

Türkistan İhtilalcilerinin Türküsü

'Türklerin türküsü', Atsız Mecmua, sayı.3 (1931)

'Boz kurt' imzasıyla Ergenekon, sayı.2 (1938)

Unutma

'Varsağı' (başlıksız), Atsız Mecmua, sayı.9 (1932), Atsız Mecmua, sayı.10 (1932),

Atsız Mecmua, sayı.17 (1932)

Yakarış I

Yakarış II

Yalnızlık

'Yarının türküsü', Çınaraltı, sayı.10 (1941)

Yaşayan Türkçülere Ağıt

'Yolların sonu', Atsız Mecmua, sayı.17 (1932)
​
 



nihal_atsiz%20%281%29.jpg


Diğerleri:

Divan-ı Türk-i Basit, Gramer ve Lugati, Mezuniyet Tezi, Türkiyat Enstitüsü, no. 82, 111 s. (İstanbul, 1930)

"Sart Başı"na Cevap, İstanbul, 1933.

Çanakkale'ye Yürüyüş, İstanbul, 1933.

XVIıncı asır şairlerinden Edirneli Nazmî'nin eseri ve bu eserin Türk dili ve kültürü bakımından ehemmiyeti, İstanbul, 1934.

Komünist Don Kişotu Proleter Burjuva Nâzım Hikmetof Yoldaşa, İstanbul, 1935.

Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar, I. Bölüm, İstanbul, 1935.

XVinci asır tarihçisi Şükrullah, Dokuz Boy Türkler ve Osmanlı Sultanları Tarihi, İstanbul, 1939.

Müneccimbaşı, Şeyh Ahmed Dede Efendi, Hayatı ve Eserleri", İstanbul, 1940.

900. Yıl Dönümü (1040-1940), İstanbul, 1940.

İçimizdeki Şeytanlar (Sabahattin Ali'nin İçimizdeki Şeytan eserini eliştirmek için yazılmıştı), İstanbul, 1940.

Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul 1940.

En Sinsi Tehlike (Faris Erman'in 'En Büyük Tehlike'ye karşılık vermek için yazılmıştı), İstanbul, 1943.

Hesap Böyle Verilir (Reha Oğuz Türkkan'a hitaben yazılmıştı), İstanbul, 1943.

Türkiye Asla Boyun Eğmeyecektir (İ.Süruri Ermete: Üçüncü dereceden harb malûlü piyade subayı imzasıyla yayımlanmılştı), İstanbul, 1943.

'Ahmedî, Dâstân ve tevârîh-i mülûk-i Âl-i Osman', Osmanlı Tarihleri I, İstanbul, 1949.

'Şükrüllah, Behcetü't tevârîh', Osmanlı Tarihleri I, İstanbul, 1949.

'Âşıkpaşaoğlu Ahmed Âşıkî, Tevârîh-i Âl-i Osman', Osmanlı
Tarihleri I, İstanbul, 1949.

Türk Ülküsü, İstanbul 1956.

Osman (Bayburtlu), Tevârîh-i Cedîd-i Mir'ât-i Cihân, İstanbul, 1961.

Osmanlı Tarihine Ait Takvimler I, İstanbul, 1961.

Ordinaryüs'ün Fahiş Yanlışları (Ali Fuat Başgil'e cevap), İstanbul 1961.

Türk Tarihinde Meseleler, Ankara, 1966.

Birgili Mehmed Efendi Bibliyografyası, İstanbul, 1966.

İstanbul Kütüphanelerine Göre Ebüssuud Bibliyografyası,
İstanbul 1967.

Âlî Bibliyografyası, İstanbul, 1968.

Âşıkpaşaoğlu Tarihi, İstanbul, 1970.

Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'nden Seçmeler I, İstanbul 1971.

Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'nden Seçmeler II, İstanbul 1972.

Oruç Beğ Tarihi, İstanbul, 1973.
​
 
Geri