Sitemizi ana ekranınıza bir web uygulaması olarak nasıl yükleyeceğinizi görmek için aşağıdaki videoyu izleyin.
Not: Bu özellik bazı tarayıcılarda kullanılamayabilir.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Bin taşa bölündüm
hayatın kör noktasındayken
göğe bir güvercin bıraktım
deli , hırçın..
bu şarkı
bu ten
ve
bu
iç çekişlerim..
boşluklardan d/arağacına yükselen
en büyük hayal zedemdir..
..
..
bu ev
bu aynalar
ve
bu fısıltılarım..
dokunsa sanki
girdaptan yankılanır gibi
çatlaklara tuz basar..
____
’’başucunda benden kalan tuzak.. en büyük zevkindi..aşkla parçalanmak.. kirpiklerim kadar yakın olacağız seninle bir gün..’’
’’Sen.. düştüğüm yerden toparlayanım
gelsen diyorum....yine kaldırsan
tüm yıldızları yine eteklerime bıraksan hani’’
......
şimdi ellerimi göğe uzatıp
adını ezbere çekiyorum
yoksun ya
halimden kimse anlamıyor..
sabahlara kadar oturup
halsiz bakışlarımdan
en sevdiğin uçurtmaları
mavi gökyüzüne uçuruyorum..
öyle ya yoksun
tüm yeşiller sensiz
payıma düşen rüzgar da
şehirsiz..
unutma neredeysen
orada üşüyorum..
sesim titriyor..
kalemim imlasını kırıyor
görüyormusun?
b.karaca
___
tepemizde bir güneş
mum gibi erirken
anne tesellisi gibi
kandahar dağlarında kokunu saçıp
en güzel mevsimlerine doğacak..
..
asrın o çiçekleri
dalga dalga senin için akacak
duâ ile beslediğim avuçlarım
hayrlara vesîle kılacak
her duraklarda seni..
..
velhasıl iki gözüm
benim sana meylim kâlû belâdan beridir
sen sanki alıştım
sen sayki yokluğunun takvimleri son deminde
....
...
Ey beyhude iç çekmişliğim!
ne zaman ki düştüm bu karanlığa
kara dökümlü yıldızlar ayrılmaz oldu yakamdan
lakin
vesvese ettiğim karanlık şimdi inkarda
her gece vebalini boynuma asıyor
yüküm ağır..
düşüm cambaz..
toprağın fısıltısı hizada
bu kadar unutmuşken biz bizi
bunca geçmişken zaman
kundaklansın bir rahlede
salkım saçak azabın nar-ı mevsimi..
’utançsız, yalansız sevmekti ..
büyük acılar varken bu şehirde
son kez vurmaz çalımlarımıza
kırağı..
zincirlere vurulan bileklerin sesi
yana yana siner üstümüze...
sabîlerin sabrı eritip
vefa gelmiyorsa şafaktan !
açılmaz bu avlunun kilitleri..’’
..
..
öfke ve kin dimağıma yerleşmişken bu kadar
bizi beklemiyor hiç bir şey..
zamandır
içimde meltemler haykırırken mor dağlara
aklım ermez bu vahim eskimişliğe
oysa ne güzeldi bu şehrin yağmurları
ve
bulutların o hizası..
..
direnmekte yarının emaneti..
gökyüzü dölünü atarken toprağa
inzibat tutar ay
vaveylası
doğar üstüne yıkıla yıkıla
..
hayallerim...
bulanık saçlarımdan düşerdi
inatla elmacık kemiklerime asılırken
havzanın suyu
sendeki sıcaklık memleketim kokardı
ve sen öperdin umutlarımdan
ki öperek kanatırdın nefeslerimi
sızım
iki dirhem bir çekirdek
vurulur alnının ortasından heyhat!
yüzünü kanla yıkayan bir sabah
uyanır
pervasız bir düşle..
asi..
ve muhacir bir sadakat
ki ıssızdır doğmadan ölen çocuklar
inmez yere dediğim dağlar memesinden emzirir
çığlıkları
..
sahtesi doğmaz güneşin güne
yarınlarım bu kadar sendelerken ayaklarıma
esirliğim minderde ucubelere atık katran
kimbilir ağıza alınmayacak
kadar hilebazım bende
üstümde bunca kokuşmuş delilik varken
..
..
zamandır
elimde kıvılcımları etrafa saçan çelik yay
minarelerde müttefik bir selâ..
alnımda secdeye yönelen ihvan bir niyet
vakit 03:45 ..
ve kölelik
hükümsüzüm fermanı kırıyor arşı
dirseklerim direniyor
düştü düşecek korkusu peydah oluyor
ve sırt sırta zalim bu coşku !
sabahı göremeyen bir çocuk gibi
kör ve sakat bir uzuv
nasır tutmuş ağzım
alevli har !
dönerse dilimin puştluğu bu
budur
acziyetim..
budur
yoksunluğum
ki zaten yoktum ben
darağacında sallanıyordu
i n s a n i y e t
zamandır
alımlı bi kız kırıyor umudumu
çatırdıyor alnımda insanlık !
...
’’ustalık hayyamın şarabıydı
sultan olanın adı ile..
*bulut geçti, göz yaşları çimende*..’’
evliyalar şehri sanmıştım
yürek yurdunu..
bir bardak suyunu ab-ı hayat
bir lokma kuru ekmeğini
gönül soframın baş öğünü bilmiştim
gözlerindeki ışıltı
karanlıklarımı güneş tadında ışıtmış
hafiflemişti kadim bildiğim acılarım
her an hazırdım
senle aynı yolda yürümeye
aynı dalda kök salıp
aynı yaprakla çürümeye
şimdi ey hayat diyesim var
ve faydası olacakmış gibi
dizlerimi dövesim
ey hayat diyemesem de
heyhaaattt diyorum şimdi
bilememişim..
gül yaprağı sandığım mekânlar
çelik cendereli sözcüklerin ordugâhıymış ..
..
ey beyhude iç çekmişliğim! ne zaman ki düştüm bu karanlığa
kara dökümlü yıldızlar ayrılmaz oldu yakamdan
lakin
vesvese ettiğim karanlık şimdi inkarda
her gece vebalini boynuma asıyor
yüküm ağır..
düşüm cambaz..
toprağın fısıltısı hizada
bu kadar unutmuşken biz bizi
bunca geçmişken zaman
kundaklansın bir rahlede salkım saçak azabın nar-ı mevsimi..
..
..
Bir müjdeye bir sana
can adamışım !!
tufana tutulmuş anka kuşları
umudum olmuş asasız dervişler
elleri boş dönmüş sevda ulaklarım
benim dediğim neyim varsa
uçup gidiyor
senli bir düşün peşinden
aklım annemde
saçlarımda çocukluğum
başucumda gaybın cerrahları
ahdetmişler
seni yüreğimden söküp almaya
ne şahtım
ne şahbaz olabildim
sözlerim sitayişsiz
yusufun kuyusu özümde
kundaksız aşklar büyüttüm sana
sorgu âleminde ruhum
dindirmiyor sana susuzluğumu
mesnetsiz hayallerim
teskinsiz acılarımın dermanı sende
şifam da şifacım da sensin
sen ol hekimi lokmanım
yâdlara bırakma
sen al canımı desem
adın desem
adın yarama tuz
sensiz kurur içimin çağlayan nehirleri
mihrine saymışım ömrümü
suskunluğu şiar sayıp da
araf da koyma beni..
bir müjdene
can adamışım
esirgeme nefesini
uykuyla düş arası olsa da
duyayım sesini
..
..
ey hecelerimin sükûtu
mısralarımı adadığım aşkın sunağı
kul hakkı deyip bir selam sal
ve unutma ki mevsim hazan...