Gönülden Süzülenler - İsmail Sarıgene

FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
⚪ Konu yazarı en son 2754 gün önce aktifti
Gönülden Süzülenler - İsmail Sarıgene​
​

Gönülden Süzülenler ​

Dualarımda suç üstü yakalanmış iken çocukluğum,​

Sal beni cam kenarı özlemlere..​

Ve dudaklarındaki suskunluğunla öldürmeye devam et beni.​

Devşir beni bensizlikle..​

Ve durma sakın..​

Ellerimle yeşerttiğim düşlere basmaya devam et..​

Bakma gözlerimin içindeki gözlerine.​

Yakma içimde söndürdüğüm bisiklet sevdası çocukluğumun buzdan renklerini…​

Ve söyleme / Komşumuzun bahçesinden çaldığım erikleri..​

Sakın dillendirme, senin için işlediğim faili meçhul cinayetlerimi..​

Ve saçlarını örmek için gökyüzünden çaldığım gökkuşağı için sakın beni ihbar etme​

*​

Hangi cürüm işledin ki yasadışılığını iz’an ediyorsun sonsuzluğa.​

Hangi recm verildi ki de özgürlüğünün ayak ucunda gözlerinin tutukluluğuna methiyeler ediyorsun.​

Suçlu isen ayağa kalk ey aşk..​

Ya da suçsuz isen yürü ölüme.​

Ancak ölüm sevdana ödüldür.​

Hayat geride kalmıştır sana ancak​

Cennetin en yeşil bağlarında beyaz renkli masallar bağışlayabilirim..​

Nehirlerin tersine akışını sana yordum be sevgili.​

Acıdan mutluluk doğuran kadın.​

Taşı sıktı mı umudu bağrına alan yâr.​

Yaralarından bana da bir yer aç ta yaralarına yârenlik edelim.​

Sus payı verilmiş ya da hayat koşuşturmasına bir es arası vermiş dudaklarıma bir cümle genişliği ver sevdalı omuzlarından.​

K’ayıp çocukluğumun orta dalga yayını yapan radyodan yayılan sese inat sen susuzluğuma adın miktarı ses ol.​

Damarlarından akan hayattan bir damla ışık hüzmesini bana reva gör.​

*​

Eskiden çok eskidendi.​

Teneffüs aralarında zangır zangır bağıran simitçiye inat annemizin iki dilim ekmeğin üzerine sürdüğü yağ ile zeytini yan yana götürdüğümüz zamanlardı.​

Yalın, süssüz ve tertemiz.​

Metal dünyaya kafa tutan tahta arabaların mahalle aralarında cirit attığı,​

Anadolu’nun bir küçük kasabasında televizyonlarda gördüğümüz kayak yapanlara inat biz annemizin çamaşırlarını yıkadığı leğenleri gizli gizli kaçırıp karlı bir tepeden aşağıya leğenlerle inmek.​

Ve koca ve süslü vitrinli büyük mağazalardan satın alınmamış oyuncaklarımıza inat biz dizlerimi büküp bir yuvarlağa cam bilyeleri doldurmak.​

Ellerimize doldurmayan silahlara inat tahta sapanlarla taşlara yüklenmek.​

Iskalasak ta gülümseyebilmek her şeye inat.​

Yokluğun yoksulluğuna düşmeden varlığımızın şükrüne durmak..​

O şükrü gülümseyerek eda etmek..​

Bir Elif miktarı gülümsemek velhasıl.​

*​

Tıknaz ve yeknesak bir cümlenin ortasına bir bağdaş kurdum.​

Seni anlatmaya cüret eden bir dudağının yakasına yapıştı elim.​

Sorgusuz sualsiz bir ölüm peydahladım belirtili belirtisiz öznelerine.​

Yama yapılmış yaralarına tuzu bandırıp bandırıp içirdim.​

Bir öksürük parçaladı içini.​

Bendeki sevdayı anlatmayan masalın katline soyundum,​

bir alfabeyi alnı ortasından vurdum.​

Katilim ben, evet seni anlatamayan bir harfin katline boyandım.​

Yaşasın sevda, yaşasın aşk..​

*​

Çocukluk düşlerimizin üzeri hep açık kaldığındandır yaralarımızın pansumanı kabul etmeyişi. Dikiş ve yama izi belli olmasın diye tek bir gözyaşı dökülmezdi göz saçaklarımızdan.​

Bir mavi bilye peşinde koşarken dizleri ve paçaları kirlense de bedenimin,​

yüreğimin nişanıydı yüzümün toprakla karışık kokusu​

*​

Çocukluk düşlerimizin üzeri hep açık kaldığındandır yaralarımızın pansumanı kabul etmeyişi. Dikiş ve yama izi belli olmasın diye tek bir gözyaşı dökülmezdi göz saçaklarımızdan.​

Bir mavi bilye peşinde koşarken dizleri ve paçaları kirlense de bedenimin, yüreğimin nişanıydı yüzümün toprakla karışık kokusu​

*​

Yaralarımı yar ile kapatmaya çalıştıkça yastık altı yalnızlıklarımdan ifşa edildi öyküsüzlüğüm. El ense edildi düşsüzlüğü düşmüş sürgünlüğüm.​

Ve dudaklarıma dikilmiş ani ve penceresiz mavi bir ölüm.​

*​

Yapay ve plastik oyuncuklarım yoktu benim.​

Karda akşam ezanı okuna kadar Tepeparktan aşağıya kaymak defalarca onlarca.​

Bıkmadan usanmadan.​

İçi geçmiş çaydanlıklarda demlemek hayatı,belediye otobüsü beklerken üşüyen ellerimle sımsıkı tutmak çay kupasını.​

Bir gazeteye sarılmış ekmeğinin sıcaklığını koruyabilmekti çocukluğumun en büyük ödevi.​

İsmail SARIGENE​
 
Bakma gözlerimin içindeki gözlerine.

İyiymiş (:
 
Geri