-
- Katılım
- 13 Ağustos 2023
-
- Mesajlar
- 2.752
-
- Tepkime puanı
- 4.012
-
- ForumSAL Yaşı:
- 3 yıl 2 ay
- Kıdem:
- Yerleşik Üye
-
- Konum
- Germany
“Her şey enerjidir” cümlesini o kadar çok duyduk ki, artık çoğu insan ne söylediğini düşünmeden tekrar ediyor.
Ama gerçekten ne demek bu?
Elindeki telefon, oturduğun sandalye, bedenin, nefesin, sesin… Hepsi aynı maddeden yapılmış gibi görünmüyor. Ama daha derine indiğinde, hiçbir şey sandığın kadar durağan değil. Madde dediğin şeyin içinde hareket var. Atomlar, parçacıklar, alanlar… Gözünün “katı” gördüğü şeyin altında bambaşka bir dünya işliyor.
Ama mesele burada bitmiyor.
Çünkü insan sadece dışındaki dünyadan etkilenmiyor. Kendi içindeki durum da dünyayı algılama biçimini değiştiriyor.
Korktuğunda aynı odayı başka görüyorsun. Âşık olduğunda başka. Öfkelendiğinde başka. Umutsuzken başka. Dışarıdaki dünya aynı kalıyor ama senin onunla kurduğun deneyim değişiyor.
İnsanların “frekansım düştü” derken anlatmaya çalıştığı şeyin bir kısmı belki de burada.
Çünkü zihnin, bedenin ve duyguların birbirinden kopuk çalışmıyor. Bir düşünce bedenini değiştiriyor. Bedenindeki değişim duygunu etkiliyor. Duygun kararlarını etkiliyor. Kararların hayatının yönünü değiştiriyor.
Bu yüzden her şeyi mistik bir kelimeyle açıklamaya çalışmak yerine daha zor bir soru sormak gerekiyor:
Ben nasıl bir hâlde yaşıyorum?
Çünkü belki mesele evrenin hangi frekansta titreştiğini bilmekten önce, senin kendi içinde neyi sürekli titreştirdiğini fark etmen.
Korku mu?
Öfke mi?
Eksiklik duygusu mu?
Yoksa bütün bunların altında, hâlâ sessizce seni izleyen bir farkındalık mı?
Belki gerçek dönüşüm, “frekansını yükselt” demekle başlamıyor.
Neyi tekrar tekrar ürettiğini fark ettiğin anda başlıyor.
Ama gerçekten ne demek bu?
Elindeki telefon, oturduğun sandalye, bedenin, nefesin, sesin… Hepsi aynı maddeden yapılmış gibi görünmüyor. Ama daha derine indiğinde, hiçbir şey sandığın kadar durağan değil. Madde dediğin şeyin içinde hareket var. Atomlar, parçacıklar, alanlar… Gözünün “katı” gördüğü şeyin altında bambaşka bir dünya işliyor.
Ama mesele burada bitmiyor.
Çünkü insan sadece dışındaki dünyadan etkilenmiyor. Kendi içindeki durum da dünyayı algılama biçimini değiştiriyor.
Korktuğunda aynı odayı başka görüyorsun. Âşık olduğunda başka. Öfkelendiğinde başka. Umutsuzken başka. Dışarıdaki dünya aynı kalıyor ama senin onunla kurduğun deneyim değişiyor.
İnsanların “frekansım düştü” derken anlatmaya çalıştığı şeyin bir kısmı belki de burada.
Çünkü zihnin, bedenin ve duyguların birbirinden kopuk çalışmıyor. Bir düşünce bedenini değiştiriyor. Bedenindeki değişim duygunu etkiliyor. Duygun kararlarını etkiliyor. Kararların hayatının yönünü değiştiriyor.
Bu yüzden her şeyi mistik bir kelimeyle açıklamaya çalışmak yerine daha zor bir soru sormak gerekiyor:
Ben nasıl bir hâlde yaşıyorum?
Çünkü belki mesele evrenin hangi frekansta titreştiğini bilmekten önce, senin kendi içinde neyi sürekli titreştirdiğini fark etmen.
Korku mu?
Öfke mi?
Eksiklik duygusu mu?
Yoksa bütün bunların altında, hâlâ sessizce seni izleyen bir farkındalık mı?
Belki gerçek dönüşüm, “frekansını yükselt” demekle başlamıyor.
Neyi tekrar tekrar ürettiğini fark ettiğin anda başlıyor.