Düş{üş}ler *

FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
⚪ Konu yazarı en son 624 gün önce aktifti
Kendi yazdıklarım ve sevdiğim yazı/şiir paylaştığım daimi günlüğüm *

“Benim şu çektiklerimi bir çocuk var ki anlıyor
Kendimi yerden yere vuruşumu içimdeki zehiri
Bir çocuk var ki anlıyor benim gibi kahroluyor
Odasında şiirlerim fukara mumlar gibi yanıyorlar
Sen o çocuk değilsin sen artık çocuk değilsin”
Attila İlhan.
​
 
Sadece sıkıcı insanlar sıkılır.
Sadece yanlış bayraklar dalgalanır.
Size Tanrı olmadıklarını söyleyen insanlar aslında aksini düşünürler.
Tanrı başarısızlıkların bir icadıdır.
Tek cehennem bulunduğun yerdir.


Dallas'tan geçtim ve Pasadena'da aylaklık ettim.
Anam ağlamadı çünkü ağlatacak kimse yoktu.
İki boy aynasını tuzla buz ettim ve beni
hâlâ arıyorlar.
İnsanın asla girmemesi gereken mekânlara girdim.
Acımasızca dövülüp ölü diye bırakıldım.
Kafatasımda cop darbelerinden oluşmuş bir sürü yumru var.
Melekler korkudan altlarına kaçırdılar.

Harikulade bir insanım.

Siz de öylesiniz.

O da öyle.

Güneşin sarı nabzı ve dünyanın görkemi de.


Kaybedenin Önde Gideni * Charles Bukowski​
 
Onun bir sözcüğüyle yaşamımda
yer alan her şeyi çöpe atmak isterdim
gelgelelim aşk değil bu, aşk hiç değil
bir şey arayan bir kadının aradığı şeyle
karşılaştığında kendine iskambillerden
kurduğu bir hayatın yıkılması gibi
bir şey bu.

Aşk değil ki bu…


/ Lale Müldür.
 
Sakin ol giz dedim kendime, sakin ol insanlar yanıltabilirler bazen,
kendi yanılttığın, hayal kırıklığına uğrattığın insanları düşünsene ? dedim.
Senin yaptıklarını biri sana yapsa ortalığı velveleye verirdin, oysa karşındakiler hep anlamaya çalıştılar seni, özveriliydiler.
Elbet üzdüklerin gibi üzenlerinde olacak hayatta, içini böyle derin oymasalardı oraya şiirleri, şarkıları, edebiyatı, felsefeyi nasıl sığdırabilirdin ki, dedim.
Bunca yakına gelmeselerdi, gittiklerinde özlemi ‘gerçekten’ nasıl öğrenebilirdin ki.
Mutsuz uyanma artık, dedim. Hüzünlen ama hüzün yüzünde bir perde gibi kalsın çoğu zaman onu yüreğine işlemeye kalkma, çünkü sen insansın. Yararlıyken, sevgi ve huzur doluyken güzelsin, dedim.
Birilerinin elinden tutup onlara yollarında eşlik edip, vardıklarında kaybolmalısın. Tüm o insanları yüreğine sığdıramazsın,
kimsenin yüreğine de sığamazsın sen artık, anla bunu.
dedim.
Biliyorum çok yalnızsın, kendini sürükleyip o boşluğa götürüyorsun sürekli ama herkes kalabalık olacak diye bir kaide yokki sende yalnız olanlardansın. Bunu sevmeyi, alışmayı öğrenmelisin.
Kimi insanlar yüreklerde kalıcı olurlar, hiçbir şey yapmasalar da doğaları öyledir,
sen geçici olanlardansın,
dedim.
şimdi bir şarkı aç kendine, pencereden bakma bugün.
kahve yerine çay iç,
gözyaşı düşürmek yerine, tebessüm et,
dedim.


/ giz * 15 ağustos 2012
 
boynum üç fidan
eğnimde ölü öpücükler
ateşe yol gösterdim taşıdığım boşlukta
çatlayan göktü midem
suya bakarak sustum sonra
yarasaların rüyalarında koç baskınları
dilimi gramafona yalatıp
nostaljik sessizlikler çizdim
 
Deli gibi bir şeylere inanmaya çalışıyorum, adanarak, tutunarak, iyileştirirsem iyileşirim zannediyorum ve her seferinde biraz daha sert düşüyorum. Dünya mânâyla dönüyor ve ben çok çirkin kalıyorum dünyada.
Sevgisizlik ellerimden kollarımdan vücudumdan akıyor inatla sürekli silmeye çalışıyorum, yorgunum, herkes yorgun, kırgınım kimse benim kadar kırgın değil.
Dursun istiyorum, artık ya zaman ya dünya ya hayatım ya kafamdaki sesler ya bu insanlar bir şeyler dursun istiyorum çakılalım istiyorum olduğumuz yere kimse kimseye dokunamasın, kimse kimseyle konuşamasın üzemesin kıramasın sevemesin istiyorum.


2015​
 
Bir kavanoza koydum hiç olmamışlığınızı,
Siz bilmezdiniz ben beklerdim eskilerde taş bir balkonda.
 
  • Beğen
Tepkiler: Aze
Bir monologdaki yalnız adamdım hikayesi gereği hep yalnızdı çoğu zaman konuşmak için tanrıyı uydurması gereken, bazen meddahtım hayat sahnemde, öyle çok güldüler ki hiç anlamadım gülünecek ne vardı.
Ama çoğu zaman bir savaş filmi dekoruydu hayatım, kaç kez öldürüldüm, kurşun sırtımdan mı gözümün içinden mi yahut kalbimden mi daha fazla girdi vücuduma hatırlamam. Hepsi rol icabıydı, nefes bile alıyordum vurulduğumda, öldüğüme inanmadığımdan mı ki hep tekrar karşılaştım ölümle, bilmem.

Kanrevan diye bir kelime duydum bir gün gökte uçan kuştan, sonra ağaçlar fısıldadı zamanın kanatları olduğunu, kuş sandığım aslında uçup giden zamanmış, trajedi taşırmış kanatlarında arada üstüme düşen onlarmış çimlerde uzanırken, halen bilmem.

Yanılgıyı gördüm bir gün uzakta gölge gibi durdu, farkettim. Bildiğimi sandığımı ama aslında hiç bilmediğimi sustu bana, anladım.

Tek başıma dünyada dolaşıyordum, o zamanlar zaman kuştu, ağaçlar insanı tasarlıyordu, çimler ve gökyüzü vardı işte yalnızca. Trajediler yağıyordu, güneş daha doğmamıştı, Tanrıyı yeni yeni uyduruyordum, insandan haberim yoktu. Kendimi bir parçası sanıyordum gökyüzünün oysa toprağın parçasıymışım. Kavramlar çatlayıp dağılmamıştı kristal kayalar gibi duruyorlardı tepelerde, tanrıyla konuşmaya çalışıyordum ama daha tam delirmemiştim, hep monologda kalıyorduk.

Sonra zaman uçtu, kaf dağını keşfetti, ejderhaları, ankaları getirdi ağaçlara, çok yaşlı bir ağaç seni anlatıyordu; kocaman bir su olacak diyordu, ağaca, kuşa, toprağa her şeye yetecek, dünyayı kaplayacak adına Deniz diyeceğiz ama fazlası hep ölümü doğuracak diyordu, biz o yaşlı ağaca çok güldük diğer ağaçlarla çünkü bizce o tam delirmişti biz daha yoldaydık.

Sonra bir sabah uyandık gaflet uykumuzdan, ayaklarımızın dibinde parlayan şeyler vardı, mavi ve çok fazlaydı yaşlı ağaç seslendi; bakın işte geldi, demiştim size dedi. Biz seninle o zaman tanıştık, korkulacak bir şey yok gibiydi şeffaf ve temiz görünüyordun oysa neler yutmuşsun, neler katmışsın içine. Ölümü ve yaşamı barındırmasaydın biz sana hep güvenecektik ama sen dünyaya geldiğin gün çelişkiyi kattın aramıza. Çelişki ki; bir daha iki yakamızı bir araya getirmeyecek olandı.

Dünya öyle güzeldi ki ve biz tam da deliriyorduk sen gelmeseydin.


giz.
01.05.2016 * 09:19
 
Gülümsedim,

Ben bir insanım, kendi fikirlerim olduğu için cevap veriyorum sana sıfatlarına cevaplar vermem gerekiyorsa kendim olamam sen de benim için sen olmazsın sıfatlardan ibaret olursun. Bu yüzden her dediğine bir açıklama/cevap sunuyorum. Özünde iki insanız, konuşuyoruz ve konuşma hep benim sensiz kalacağım zamanların geleceğine o zamanlar geldiğinde nasıl pişman olacağıma geliyor. Pişman olma ihtimalime sığınmak istiyorsun, seni anlamadığımı sensiz kaldığımda üzüntümün beni pişman edeceğini hissetmek istiyorsun. Bu korkunç bir şey ama farkında değilsin.. Seni seviyorum, sevdiğim için iletişim kuruyoruz, benim için çok önemlisin bu yüzden en çok sana karşı kendimi savunmam gerekiyor en çok sana ifade edebilmem gerekiyor kendimi çünkü beni anlamasına ihtiyaç duyduğum insan sensin. Sen benim canımsın, sadece annem değilsin.. Sen anlarsan önemli olur, kendim olabilirim diğer tüm insanlar hep çemberin dışında onlar hep giderler gelirler farklı sıfatlarla farklı silüetlerle sen bir sıfat değilsin, sen içimsin, kalbimsin. Ama bir tek sen anlamıyorsun, hep bir savaştayız zannediyorsun sana karşı kuşandım o kılıçları sanıyorsun, senin için bir dikene dönüştüm sanıyorsun oysa ben keskinleştim, acılaştım, kesicileştim tehlikeleştim bunu sana karşı yapmadım, ben bu oldum, kırıla kırıla, parçalana parçalana bir cam kesiğine evrildim. Beni törpüleyip biraz temizlememiz gerekirken sen kendimi kesişimi seni kesişime yoruyorsun.

Oysa öyle değil canımıniçi, güzel gözlüm ben sana hiç saldırmadım. Beni sakat bıraktığında bile sana hiç saldırmadım ben hep kendime saldırdım, çevreme saldırdım sen hep seninle ilgili zannettin lakin değildi hepsi kendimle ilgiliydi. Ben büyüyemedim, ilerleyemedim, yeniden doğamadım küllerimden. Küllerim dondu bir cam oldum işte kendimi kristalleşerek kestim dokunanı kırıklarımla kestim.

Her yer kanrevan benim içimde, bunca dikenin içinde başımdaki tomurcuk sensin hepsi bu işte..

giz,

09.01.2018′
 
Size bir gün hafif çakırkeyf olduğum bir gecede hindistan rüyamdan bahsetmek isterim, şefkâtin ne kadar önemli ve öldürücü olduğundan bu yüzden nasıl umarsızca aradığımdan ve olduğunu sezdiğim yerlerden bir çırpıda nasıl kaçtığımdan, hepsinden bahsetmek isterim. Hindistana sakladığım ümitlerden, yoksulluğun olduğu yerde kötülüğe pek sıra gelmediğinden, insan neyin lüks neyin ihtiyaç olduğunu karanlıkta anladığından, aklımın bahçesine ektiğim ama ölmesine izin verdiğim çiçeklerden söz etmek isterim.

rakı masasından taşan efkârlar biriktirdim, iyi olur demişlerdi rakı masasında efkâr. sonra öğrendim o biriktirdiğin efkârlara deniyormuş hayat diye. Öğrenince de pek bahsedesin gelmiyor rakı masasında da olsan biriktirdiğin efkârlardan.

Sonra dedim ki kadeh duvara fırlatıp kırdığında, duble yere çarpıp kırdığında,

insan kırmadan sevdiğinde güzel.


giz.
 
Yüreğinin kuş olmasını diliyor ya insan bazen, ne tuhaf. Sırf uçuyor diye, süzülüyor diye oysa sen yürüyebiliyorsun yetine karşılık bir yetiyi kıskanıyorsun. Saplanıp kaldığını düşünüyor ya insan böyle anlarda en çok bu yüzden kuşa özeniyor sanki kanatları olsa şimdiki yerini bırakıp gidebilecekmiş gibi. Ama sen kuşa özenmeyi asıl ağaçlara sor. Şu dünyadaki en güzel varlık ağaçlar bence ama en zor şey de ağaç olmak sanırım. Kuşlara yuva olurken hiç özeniyor mudur acaba kökleri olmamasını, dilediği yere uçabilmeyi menzili dışında yerler görmeyi istiyor mudur ki? Katilleriyle karşı karşıyayken bile saplanıp kalmayı insandan iyi ağaç bilir bu dünyada. herkesin sana dokunabilmesi ama senin kimseye dokunamaman nasıldır acaba? İçten içe çürüsen de dışta hep sağlam kalmak nasıldır? Onlar da üzülüyor mudur kendilerine benim onlara üzüldüğüm kadar.

Kuşa gelirsek sürekli ev taşıyan ailelere benziyorlar, hep göçebe olmak nasıldır? Özgürlük gerçekten bir yere/şeylere ait olmamak mıdır onlar içinde? Gökyüzü için fazla narinken yuvalarının gökyüzü olması nasıl çelişki tanrım? Yeryüzü bunca kötüyken biz gittikçe zayıflıyorken ağaçtan beklediğini biz insanlardan beklemek de reva mı? Çocukluktan beri doğanın bir parçası olduğumuza, doğanında gerçekten ‘doğa ana’ olduğuna inanırdım birgün bir kitapta 'doğa, 80 yıl büyüttüğünü 1 dakikada öldürür’ cümlesini okuyunca anladım hiçbir şeyi derinine kadar bilmiyordum, doğanın bir parçası olmadığımı farkettim. Sonra büyüdükçe parçası olduğum şeyleri aramaya başladım lakin bulamadım. Ailem varken, dostlarım varken, sevgilim varken, çevrem geniş, rahatım iyiyken de, mutluyken, üzgünken her hâlimde benimle kalan tek bir şey vardı içsel yalnızlığım. Belki benim duvarlarım çok yüksekti, belki de ben dünyamı inşa ederken tek kişilik yapmıştım farketmeden bilmiyorum ama her zaman bir perde vardı aramda. Büyük kahkahalar uzun susuşlarla devam etmemeli bunu öğrendim duvarımdan, öğrenmek sonucu değiştirmiyor çoğu zaman bunu da geçen zamandan öğrendim.

Yani kendimi sana çok yakın hissetmesemde ait olduğum şeyi ararken yalnızlığım hep seninkine benzedi tanrım. Affedebiliyorsan beni de affet tanrım, katil rolünü de maktul rolünü de bazen duvar rolünü de hakkıyla oynadım dünyada ama tek savunmam yahut diretebileceğim şeyim hepsinde kederliydim, her anımda hüznüm vardı sen bilmezsin belki ama şimdiye kadar ki tüm kedilerim bilir onlar anlatır.

Kuş olmak da, ağaç olmak da, insan olmak da çok zor tanrım; eminim tanrı olmak hepsinden zordur. Belki de senin yalnızlığına çaren de budur, kim bilir. Ama hayattan en iyi öğrendiğim şey; acı paylaşılmıyor, hiçbir kedere kimse ortak olamıyor herkes kendi acısından tek başına geçiyor. Yani bunca emek belki biraz boşunadır, kimse söylememiştir sana ben anlatayım istedim. Samimiyetimden şüphe etme lütfen, elimde kalan sayılı şeylerden hoyratça kullanmam. İyi geceler tanrım, sen ağaçları insandan, kuşları gökyüzünden, insanları acıdan koru.


giz * 24.01.16’
 
dyWvm9.jpg
 
Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
Eskimiş şeylerle avunamıyoruz
Domino taşları ve soğuk ikindiler
Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
Gölgemiz tortop ayakucumuzda
Sevinsek de sonunu biliyoruz.


/ Turgut Uyar.
 
dönmek ardında rock and roll parçalarla
dönmek üstümde şuh ve dekadan
venedik giysileriyle
dönmek beni bekleyen bir yığın flörtüme
contra natura

ve demek 'ben lazarus
ölüler ülkesinden geldim
beni affedin'

beni affedin
aranızda gördüğüm korkunç şeyler için
elimde menekşelerle uzaklaştığım için sizden
beni affedin

kudüs bakirelerine karışmak istiyorum ben
o ıslak frambuaz ülkesinde
bir oğul doğurmak ve
sizi unutmak istiyorum.
 
Sadece bedenleri, şekilleri, görüntüleri sevenlere ne yazık.
Ölüm her şeyi yok edecek.
Ruhları sevmeyi deneyin.


*Victor Hugo
 
Önce biraz ağladılar ama alıştılar şimdi.
Aşağılık insanoğlu her şeye alışır.


Dostoyevski
 
  • Beğen
Tepkiler: Aze
yeryüzündeki en yumuşak şey,
yeryüzündeki en sert şeyi geride bırakır.
en küçük çatlağı olmayan şeyin bile
içine sızar yokluk.
bundan anlarsın eyleme geçmemenin değerini.
sözcük kullanmadan öğretmeyi,
eyleme geçmemenin değerini
çok az kişi kavrar yeryüzünde.


/ Lao Tzu

---Mesaj 15:12 de Eklendi ---------- Önceki mesaj 15:08 de Eklendi ---

https://www.youtube.com/watch?v=aru1eA7OWFI

Kimsenin değil bir tek senin yerin var
Geçmişimdeki iyi kötü anlarda
Yanımdaydın ya ne isterdim daha
Ama
Evet her güzel şeyin de bir sonu var
E tabii haklısın sen boğulmamak için
Gemiyi terk etmek en doğru seçim
Görünürde nefes alıyor gibiyim
Görünürde gülüyor ola da bilirim
Görünürde yaşıyor gibi dursam da içten ölünür de
Kimsenin değil en çok senin payın var
Bu hayattan kopuk ölü balık halimde
Son bir iyilik yap at beni denize
Görünürde nefes alıyor gibiyim
Görünürde gülüyor ola da bilirim
Görünürde yaşıyor gibi dursam da içten ölünür de
Ölünür de farkına varamaz insan
Ölünür de kopamaz bu dünyadan
Ölünür de yaşayan sıradan biri gibi
Görünürde
 
Ölüm çok güzel olmalı,
yumuşak, kahverengi toprakta yatmak,
birinin başının üzerinde çimlerin dalgalanması, ve sessizliği dinlemek.
Dünün olmaması, ve yarının olmaması.
Zamanı unutmak, hayatı affettmek, barışta olmak…


Sylvia Plath
​
 
Geri