-
- Katılım
- 13 Ağustos 2023
-
- Mesajlar
- 2.756
-
- Tepkime puanı
- 4.032
-
- ForumSAL Yaşı:
- 3 yıl 2 ay
- Kıdem:
- Yerleşik Üye
-
- Konum
- Germany
Dostoyevski, Budala romanında Prens Mişkin’in ağzından ölüme mahkûm edilmiş bir adamdan söz eder.
Adamın yaşamak için yalnızca beş dakikası kalmıştır.
Beş dakika…
O güne kadar hesapsızca harcadığı zaman, şimdi birkaç dakikaya sığmıştır. Elinde kalan bu küçücük serveti dahi bölüştürür. İki dakikasını arkadaşlarıyla vedalaşmaya, iki dakikasını kendisiyle baş başa kalmaya, son dakikasını ise dünyaya ayırır.
Etrafına bakar.
Gökyüzü oradadır. İnsanlar, binalar, ışık… Birkaç dakika önce sıradan olan ne varsa, ölümün eşiğinde tarifsiz bir kıymete bürünmüştür.
Ve aklından tek bir düşünce geçer:
Ya hayat bana geri verilseydi?
O zaman her dakikayı bir ömür gibi yaşayacağını düşünür. Hiçbir anını boş yere harcamayacak, kendisine verilen zamanın tek bir kırıntısını dahi ziyan etmeyecektir.
Derken ölüm hükmü kaldırılır.
Adam yaşar.
Dostoyevski’nin asıl yarası da burada açılır. İnsan ölümün karşısında hayatın her saniyesine paha biçemezken, ölüm uzaklaştığında aynı hayatı yeniden hoyratça harcayabilir.
Bir zamanlar mucize saydığı sabahlar sıradanlaşır. Sonsuzluk kadar değerli gördüğü dakikalar yeniden hesapsızca tüketilir.
İnsan, ömrünün kısa olduğunu bilir.
Yine de sonsuz zamanı varmış gibi yaşar.
Adamın yaşamak için yalnızca beş dakikası kalmıştır.
Beş dakika…
O güne kadar hesapsızca harcadığı zaman, şimdi birkaç dakikaya sığmıştır. Elinde kalan bu küçücük serveti dahi bölüştürür. İki dakikasını arkadaşlarıyla vedalaşmaya, iki dakikasını kendisiyle baş başa kalmaya, son dakikasını ise dünyaya ayırır.
Etrafına bakar.
Gökyüzü oradadır. İnsanlar, binalar, ışık… Birkaç dakika önce sıradan olan ne varsa, ölümün eşiğinde tarifsiz bir kıymete bürünmüştür.
Ve aklından tek bir düşünce geçer:
Ya hayat bana geri verilseydi?
O zaman her dakikayı bir ömür gibi yaşayacağını düşünür. Hiçbir anını boş yere harcamayacak, kendisine verilen zamanın tek bir kırıntısını dahi ziyan etmeyecektir.
Derken ölüm hükmü kaldırılır.
Adam yaşar.
Dostoyevski’nin asıl yarası da burada açılır. İnsan ölümün karşısında hayatın her saniyesine paha biçemezken, ölüm uzaklaştığında aynı hayatı yeniden hoyratça harcayabilir.
Bir zamanlar mucize saydığı sabahlar sıradanlaşır. Sonsuzluk kadar değerli gördüğü dakikalar yeniden hesapsızca tüketilir.
İnsan, ömrünün kısa olduğunu bilir.
Yine de sonsuz zamanı varmış gibi yaşar.