DİVÂNÜ LÜGATİ’T-TÜRK

  • Kullanıcı Cherry
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Edebiyat Kulübü
FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
🕒 Konu yazarı 2 saat önce aktifti

Asırlar Sonra Yeniden Bulunan Türk Dilinin Hazinesi​

Az buçuk mürekkep yalamış her Türk vatandaşı, Türk dünyasının bilinen en eski Türkçe sözlüğünün Kâşgarlı Mahmud tarafından yazılmış olan Dîvânu Lugâti’t-Türk olduğunu bilir.

Bu eser, başta Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla yazılmıştır. Kâşgarlı Mahmud aynı zamanda Türkçenin zenginliğini, söz varlığını ve anlatım gücünü ortaya koymuştur.

Ancak yine bu eserle ilgili olarak bilmediklerimiz, bildiklerimizden çok daha fazladır.

Meselâ pek çoğumuz bu eserin ilk yazıldığı günden bugüne kadar bilinen, tanınan ve nüshaları elden ele dolaşan bir eser olduğunu zanneder.

Oysa değil!

Türk ve İslam dünyası eserin varlığından eski kaynaklar sayesinde haberdardı; ancak günümüze ulaşan tek nüshası uzun süre kayıptı.

Peki, böyle bir kitabın varlığından nasıl haberdardık?

Başka eserler sayesinde…

Dîvânu Lugâti’t-Türk’ten yararlanan eski müellifler olduğu gibi, Kâtip Çelebi de ünlü eseri Keşfü’z-Zünûn’da Dîvânu Lugâti’t-Türk’ten söz etmişti.

Evet…

Varlığı bilinen bu büyük eser ortalarda yoktu!

Daha doğrusu, günümüze ulaşacak olan tek nüsha bir insanın evindeki kitapların arasındaydı.

Bu kişi, eski maliye nazırlarından Nazif Paşa idi. Kitabın daha sonra bir yakınına geçtiği ve satılmak üzere İstanbul’daki Sahaflar Çarşısı’na getirildiği anlatılır.

Bir zaman sonra kitap, Bayezıt’taki Sahaflar Çarşısı’nda Burhan Bey’in dükkânına bırakıldı.

Derken 1914 yılının ilk aylarında Türk kütüphaneciliğinin önemli isimlerinden Ali Emîrî Efendi, her zaman olduğu gibi sahafları dolaşırken Burhan Bey’in dükkânında Dîvânu Lugâti’t-Türk’ü gördü.

Kitabın ne olduğunu anlayınca büyük bir heyecana kapıldı.

Uzatmayalım efendim…

Ali Emîrî, kitabı 33 liraya satın aldı.

Daha sonra yeni edindiği bu kitabın değerini dostlarına anlatmaya başladı:

“Bu kitap değil, Türkistan ülkesidir…
Türkistan değil, bütün cihandır.”


Ali Emîrî’ye göre Türk dili bu kitap sayesinde başka bir parlaklık kazanacaktı. Eserin gerçek değerinin parayla ölçülemeyeceğini düşünüyordu.

Haber kısa sürede önce İstanbul’da, ardından ülkede ve nihayet Türkoloji dünyasında duyuldu ve büyük heyecana sebep oldu.

Asırlardır varlığı bilinen fakat eldeki nüshasına ulaşılamayan Dîvânu Lugâti’t-Türk nihayet bulunmuştu.

Ziya Gökalp başta olmak üzere pek çok kişi bu kitabı görmek istedi; lakin Ali Emîrî Efendi eserine gözü gibi bakıyor ve başlangıçta kimseye göstermek istemiyordu.

Yine de sonunda birilerine göstermek zorundaydı.

Zira kitap oldukça dağınıktı.

Şirazesi çözülmüş, formaları dağılmış, yaprakları birbirine karışmıştı. Sayfa numaraları bile yoktu.

Acaba elindeki kitap Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün tamamı mıydı, yoksa eksik miydi?

Bu sorunun cevabını verecek kişi Kilisli Muallim Rifat Efendi oldu.

Kilisli Muallim Rifat, kitap üzerinde yaklaşık iki ay çalıştı.

Formaları düzenledi.
Sayfaları sıraya koydu.

Ve sonunda müjdeyi verdi:

“Bu kitap noksansızdır.”

Derken efendim olay Talat Paşa’nın da kulağına gitti.

Talat Paşa, bu büyük eserin kaybolmaması ve çoğaltılması için basılmasını istedi. Ali Emîrî’nin de izin vermesiyle Dîvânu Lugâti’t-Türk, Kilisli Muallim Rifat’ın çalışmalarıyla Birinci Dünya Savaşı yıllarında üç cilt hâlinde basıldı.

Kâşgarlı Mahmud’un Dîvânu Lugâti’t-Türk’ü 25 Ocak 1072 günü yazmaya başladığı, 10 Şubat 1074 günü tamamladığı kabul edilmektedir.

Böylece eser, yazılışından yaklaşık sekiz buçuk asır sonra matbaa yoluyla çoğaltılarak bilim dünyasının hizmetine sunuldu.

Peki, bitti mi hikâye?

Hayır!

Dahası var…

Türk dünyasının bu büyük eseri, Türkiye dışındaki Türk topluluklarında da büyük ilgi gördü. Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün farklı Türk lehçelerine çevrilmesi için çeşitli girişimlerde bulunuldu.

Ancak bu çalışmaların bir kısmı, Sovyetler Birliği ve Çin’de yaşanan ağır siyasi baskı dönemlerine rastladı.

Türk dünyasındaki önemli tercüme girişimlerinden biri Azerbaycan’da gerçekleşti.

Sovyet Bilimler Akademisinin Azerbaycan Şubesinde çalışan Halid Said Hocayev, 1935 yılında Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün Azerbaycan Türkçesine tercümesine başladı ve çalışmasını 1936’da tamamladı.

Ancak eser yayımlanamadı.

Hocayev, Stalin dönemindeki siyasi tasfiyeler sırasında “karşı devrimcilik” ve “Pantürkist örgüt üyeliği” gibi suçlamalarla tutuklandı ve 1937 yılında öldürüldü.

Uzun süre kayıp olduğu düşünülen tercümesi ise yıllar sonra arşivlerde ortaya çıkarıldı ve 2024 yılında üç cilt hâlinde yayımlandı.

Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün Uygur Türkçesine çevrilmesi konusunda da çeşitli girişimlerde bulunuldu.

  1. yüzyıl boyunca Doğu Türkistan ve Sincan bölgesinde eserin tercümesi için çalışan araştırmacılar oldu. Bu çalışmaların bir bölümü dönemin ağır siyasi koşulları nedeniyle yayımlanamadı; bazı tercümelere el konuldu veya çalışmalar kayboldu.
1950’li yıllarda Muhemmed Peyzi ve Ehmed Ziyaî tarafından bir tercüme hazırlandı. Daha sonra, 1960’lı yıllarda Uygur Sayrani tarafından yeni bir tercüme gerçekleştirildi. Ancak dönemin siyasi şartları nedeniyle bu çalışmaların yayımlanması mümkün olmadı.

Bütün bu yaşananlara rağmen Uygurların Dîvân’a ilgisi azalmadı.

Nihayet 1978 yılında Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün Çağdaş Uygur Türkçesine ve Çinceye çevrilmesi resmî olarak gündeme alındı.

İbrahim Mutiî’nin sorumlu redaktörlüğünde çalışan geniş bir bilim heyeti eseri yeniden hazırladı.

Bu çalışmaların sonucunda Dîvânu Lugâti’t-Türk, 1981, 1983 ve 1984 yıllarında Ürümçi’de üç cilt hâlinde yayımlandı.

Böylece yaklaşık dokuz asır önce Kâşgarlı Mahmud’un kaleme aldığı eser, kaybolma tehlikelerinden, savaşlardan, siyasi baskılardan ve uzun süren tercüme mücadelelerinden geçerek Türk dünyasının farklı coğrafyalarında yeniden okuyucuyla buluştu.

Dîvânu Lugâti’t-Türk yalnızca bir sözlük değildir.

  1. yüzyıl Türkçesini, Türk boylarını, lehçelerini, atasözlerini, şiirlerini, geleneklerini ve yaşadıkları coğrafyayı günümüze taşıyan eşsiz bir kültür hazinesidir.


828018628_28083840987984969_7359758274546779301_n.jpg
 
Ya biz okuldan kaçıyorduk bunların yüzünden :( Burda bari yapmayın :D
 
Devam ediniz:
 
Geri