şu olanın bitenin gerçekten barış ve kardeşlik için yapıldığına inanacak kadar naif bir dünya görüşüne sahip olmak hayatlarımızı daha mutlu kılardı belki de. iktidar, iktidarda kalabilmenin parolasını yine, yeniden demlileri yanına çekmekte bulmuş ve ortağını da buna bir şekilde ikna etmiş veya mecbur bırakmış. bunlar birlikte anayasa değiştirebilmek ya da tekrar seçilebilmek gibi saiklerle önü, arkası, istikameti belli olmayan bir yola girmişler; demliler de hem "barışı reddeden taraf" olmamak, hem de bu süreçte mümkün olan tüm kazanımları elde edebilmek için bu sürecin bir parçası olmayı kabul etmişler. 2 yıl önceki seçimlerde rakibine karşı en büyük propagandası "bunlar apo'yu çıkaracak, sayaçlarınızı pkklılara okutacak" olan adamların birdenbire barış ve kardeşlik türküleri tutturmasını yiyenler varsa afiyet olsun diyelim.
bu yapılanları yapabilmek için bir zamandır altyapısını oluşturdukları söylem "kürtlerle barışmazsak bu coğrafyada büyük balıklar bizi yutacak" şeklindeki geçerliliği noksan fakat vuruculuğu güçlü bir anlatıydı. devletin ve milletin varlığını devam ettirebilmesi için 50 yıllık söyleminden vazgeçmeyi göze almış bir "bilge lider" ve ona bu yolda tüm gücüyle destek veren memleket sevdalısı bir "uzun adam". halbuki ikisinin de her keskin virajda milleti değil kendi istikballerini düşündüğü 25 yıldır sayısız örnekle tecrübe edilmiştir.
bu süreç gerçek bir başarıya ulaştırılmak için planlanmış olsaydı çok daha kapsayıcı, çok daha hukuki çizgileri belli, çok daha şeffaf yürütülen bir süreç olurdu. seçmenden en yüksek teveccühü alan parti hiçbir şekilde dışarıda bırakılmaz, görüşmeler anlaşmalar kapalı kapılar ardında yapılmaz, chp'ye "sen desteğini açıkla ama çok da kurcalama" tavrı takınılmazdı.