Çelişkinin Dayanılmaz Cazibesi

FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
🟢 Konu yazarı şu anda aktif
İnsan sırtında bir yükle gelir dünyaya. Ölümle bu yükten kurtulur. Sırtında taşıdığı bu ağır yük bildiği tek şey olduğundan kolay-kolay ayrılmak da istemez.

Çelişkisi de budur insanın. Sırtında katlanılmaz ağır bir yükle gezer 70 yıl bu alemde; ama ayrılmaya da kurtulmaya da istekli değildir.

“İnsan tanıdığı kötülüğü tanımadığı iyiliğe tercih eder.”

İşi daha çelişkili yapan da varlık alemine kendi isteği ile çıkmamasıdır. Ne bedeni, ne yükü, ne hayatı ne de varlığı kendindendir. Benliği bile kendinden değildir.

Tanrı fikrinin ve belki de tasavvurunun hep var olması ve hatta var olacak olması, bu çaresizliğin sonucudur.

“Hiç bir şey, bilinçli bir tanrı yoksa anlamlı değildir.”

Doğuştan gelen bir yeti ile insan tanrıyı sezer ve tasavvur eder. Hiç bir delil olmadan da bu çelişki ile beraber var olur ve bu çelişki ile beraber bulur tanrıyı.

Kilise, havra ve mescit ölebilir; ama deli filozofun dediği gibi ölmez tanrı. Ne biz ne de bir başkası olabilir tanrının katili. Insan ancak kendisinin katili olabilir.

Saraylar inşa edebilir insan, içinde yaşadığı… Ama ayrılmak, sırtındaki en büyük yüktür. Kendisine verilenlerin kendinden olmadığını bilen, bilgedir. Kendini bilmek ancak bu anlamdadır. Bu bilgi terbiye eder insanın içindeki vahşi sırtlanı.

Varlığı kendinden olmayan kendini ancak bu anlamda bilebilir..



ZZ2IJJykJBWog3dolOh2jPd6YaorZcxszNKjuRquywVKHF4N-9m8n6T7o1mktLsf1omN25ZqsdKMUnTpS7JT5MU6wSa_x...jpeg
 
Peki ya gerçekte bilinçli bir tanrı yoksa , her şey zamanla bir bilince ulaşmışsa ?
Ya her şey zamanla anlam bulmuş ve hala bu anlam yolcuğunda yoğruluyorsa ?
Galiba insanın en büyük çelişkisi tam da burada; Hayatı boyunca taşıdığı yükten şikayet ederken, o yükü bırakınca ne olacağını da bilmediği için ona sarılıyor. Yani ayrılmak zor geliyor. Bu zorluk ona sorgulamayı bile unutturuyor. Belki de özgürlük, yükün tamamen yok olması değil; insanın önce Bu gerçekten benim yüküm mü? diye sorabilmesidir.
İnsan içindeki vahşi sırtlanı kırbaçlamalı mı yoksa dizginlemeli mi ?
Maalesef insan bazen zincirini sevmez ama anahtarını da kaybetmek istemez. 😄
Bence zincirleri kırıp yeniden düşünmek , yeniden var olmak gerek…
@No Pasaran
@HosgeldinHarunAbi
 
Milan Kundera söylemişti sanki bunu.
 
Peki ya gerçekte bilinçli bir tanrı yoksa , her şey zamanla bir bilince ulaşmışsa ?
Ya her şey zamanla anlam bulmuş ve hala bu anlam yolcuğunda yoğruluyorsa ?
Galiba insanın en büyük çelişkisi tam da burada; Hayatı boyunca taşıdığı yükten şikayet ederken, o yükü bırakınca ne olacağını da bilmediği için ona sarılıyor. Yani ayrılmak zor geliyor. Bu zorluk ona sorgulamayı bile unutturuyor. Belki de özgürlük, yükün tamamen yok olması değil; insanın önce Bu gerçekten benim yüküm mü? diye sorabilmesidir.
İnsan içindeki vahşi sırtlanı kırbaçlamalı mı yoksa dizginlemeli mi ?
Maalesef insan bazen zincirini sevmez ama anahtarını da kaybetmek istemez. 😄
Bence zincirleri kırıp yeniden düşünmek , yeniden var olmak gerek…
@No Pasaran
@HosgeldinHarunAbi
Ben konu içeriğine daha farklı bir perspektif ile katkı sunayım. Tanrı bilinmezliği ile kendimi bildim bileli cebelleşiyorum çünkü. Ona dair yazmam çok daha uzun sürer. Daha geniş bir vakitte yazarım.

Ben bilinmezden değil de bildiğim yerden gideyim ; Sanat.

Bir okumamda denk gelmiştim şu söze
“İnsan öleceğini bilen tek canlıdır. Bu yükle başa çıkabilmek için de sanatı yarattı.”

Tamam kabul ediyorum bu basit bir önerme. İnsan ölümden korktu, sanat yaptı kadar basit olmamalı bu mesele. Çünkü insanın asıl trajedisi ölümü bilmesi değil, yaşamının anlamını da kendisinin kurmak zorunda olması biraz da.

Bir karga “varoluşsal kriz” geçirip de bir kayalığın kenarında şiir yazmaz. İnsan ise ölümün geleceğini bilir ve buna rağmen sabah kalkıp “Bugün ne yapacağım?” der. İşte sanat da bu soruya verilen kolektif cevaptan başka bir şey değil.

İnsan doğadan kopuşuyla birlikte anlam üreten bir varlığa dönüştü. Tiyatro, mitler, destanlar, türküler, ağıtlar, heykeller, resimler vs vs. Bunların hepsi insanın çıplak biyolojik varoluşunu aşma çabaları aslında.

E insan da doğaya karşı olan savaşını kaybedeceğini biliyor. Ölecek. Sanat da ölümün karşısına “Ben seni yenemem ama seni anlamlandırabilirim” diyerek dikilmekten başka bir şey değil. Hem de bunu iktidar olma yolu ile değil anlamlandırma ile yapıyor ki bu daha kıymetli olanı.

Yani sanat, insanın ölüm karşısındaki çaresizliğinin değil, o çaresizliğe rağmen anlam yaratabilme kudretinin ürünü. Yüklerini hafifletebilmesinin kaynağı.
 
Ben konu içeriğine daha farklı bir perspektif ile katkı sunayım. Tanrı bilinmezliği ile kendimi bildim bileli cebelleşiyorum çünkü. Ona dair yazmam çok daha uzun sürer. Daha geniş bir vakitte yazarım.

Sanırım geçmişte bu konuda yazışmaya başlamıştık ufaktan , tabi ben forumu bırakınca ilerleyemedik.
Benim tanrı ile tanışıklığım 2009-2010. İslam serüvenim aslında Diyarbakır 2010 kürt forumuyla netlik kazandı desem yeridir. Tabi o aşamaya gelene kadar çok şeyler atlattık.
İnşallah bu konu aklımda ve uzun bir söyleşi olarak konuyu genele açık muhabbet tadında konuşacağız usta.
Beraber bir arayışa çıkarız, belki bizimde kendimizi sorgulamaya ihtiyacımız vardır.

Gelelim konuya katkına , mükemmelsin usta burada sanatın asıl gücünü çok güzel yakalamışsın: Sanat aslında ölümü ortadan kaldırmıyor, ona rağmen yaşamı anlamlı kılıyor. Belki de insanı diğer canlılardan ayıran şey ölümün farkında olması kadar, o farkındalıktan bir türkü, bir ağıt, bir resim ya da bir şiir çıkarabilmesi. Bu insana özgü birşey. Düşüne bilmesi , akıl edebilmesi ve üretebilmesinin socu bu.
Bir bakıma insan ölümle kazanamayacağını bildiği bir savaşa giriyor; sanat ise o savaştaki en güzel “teslim olmama” biçimi.
Yüklerimizi nasıl hafifletebilirizin bir arayışı bence usta

Saygılar 💐
 
Geri