Küçükken demir bir bardağın içine su+şeker+çay kaşığı karışımı yapıp buzluğa koyup, eskimo gibi yedikten sonra hastanelik olup iki bademciğimin alınması nedeniyle antipatim olmuştu. Yaş olarak akranlarım bilir belki, o zamanlar bu tür buzlu dondurmalar pek revaçtaydı. Hatta bir dönem "Mortal Combat'taki Sub Zero'yum ben" diyerek buzlarla aramdaki mesafeyi eritmiştim. Ancak o hastanelik olay olmayacaktı. Bana yanlış yapmıştı o buzdolabı. Dünyadaki tüm kötülüklerin kaynağı o olmuştu gözümde. Ne Amerika, ne sınıfsal farklılıklar ne din ne de milliyetçilik... Her şeyin başı o buzdolabıydı. Fakat olmuyordu. Ayrılık bizlere yaramıyordu. Aradan geçen zaman diliminde bir şekilde barıştık. Barıştık ama farkettim ki insan aslında unutmuyor, sadece zamanla alışıyor.
Çocukluğuma inen bu mini hikayeyi bir yana bırakırsak eğer (neden anlattığımı bilmiyorum, içimi dökmek istedim herhalde. İnsan içini dökünce rahatlar derler ya...) genelde evimden uzaklarda olduğumdan ve alışverişi kendim yaptığımdan çok sık olmasa da bakıyorum.