-
- Katılım
- 13 Ağustos 2023
-
- Mesajlar
- 2.882
-
- Tepkime puanı
- 4.217
-
- ForumSAL Yaşı:
- 3 yıl 2 ay
- Kıdem:
- Yerleşik Üye
-
- Konum
- Germany
Eskiden sokakların kendine özgü sesleri vardı. Her mahallenin, her sokağın, hatta günün belli saatlerinin bile ayrı bir sesi olurdu.
Sabahları sokaktan geçen sütçünün sesiyle uyanılırdı. Ardından simitçinin, eskicinin, hurdacının sesleri duyulurdu.
“Eskiciiii!”
“Bozaaaa!”
“Domateees, bibeeer!”
Bir de mahalle aralarında dolaşan seyyar satıcılar vardı. Karpuzcular, macuncular, pamuk şeker satanlar… Her birinin kendine has bir seslenişi vardı.
Çocukluğumuzun sesleri de başkaydı.
Sokakta oynayan çocukların bağırışları, misketlerin birbirine çarpması, ip atlayan kızların sayışmaları, top oynarken cam kırılınca bir anda oluşan sessizlik…
Akşam ezanı okununca annelerin balkonlardan çocuklarını eve çağırması vardı. Bir isim birkaç kez seslenilirdi, cevap gelmeyince ses tonu değişirdi. İşte o zaman oyunun gerçekten bittiğini anlardık.
Evlerin de kendine özgü sesleri vardı.
Mutfaktan gelen çay kaşığı sesleri, radyoda çalan eski şarkılar, sobanın çıtırtısı, düdüklü tencerenin ötüşü…
Televizyonun açılış müziği, akşam haberlerinin jeneriği, radyodan dinlenen maç anlatımları…
Bir de bayram sabahları vardı. Erkenden uyanan çocukların heyecanı, mutfaktan gelen tabak çanak sesleri, kapı zilleri, kalabalık aile sohbetleri…
Bugün o seslerin bir kısmı hâlâ var ama çoğu eskisi kadar duyulmuyor.
Şehirler büyüdü, sokaklar değişti, hayatın temposu değişti. Bazı sesler de farkına varmadan hayatımızdan çıktı.
İlginç olan şu ki, yıllar sonra duyduğumuz küçücük bir ses bile bizi çocukluğumuzun bir gününe götürebiliyor.
Peki sizin çocukluğunuzdan aklınızda kalan, bugün artık pek duymadığınız bir ses var mı?
Belki de bir neslin ortak hafızası, en çok o seslerde saklıdır.



Sabahları sokaktan geçen sütçünün sesiyle uyanılırdı. Ardından simitçinin, eskicinin, hurdacının sesleri duyulurdu.
“Eskiciiii!”
“Bozaaaa!”
“Domateees, bibeeer!”
Bir de mahalle aralarında dolaşan seyyar satıcılar vardı. Karpuzcular, macuncular, pamuk şeker satanlar… Her birinin kendine has bir seslenişi vardı.
Çocukluğumuzun sesleri de başkaydı.
Sokakta oynayan çocukların bağırışları, misketlerin birbirine çarpması, ip atlayan kızların sayışmaları, top oynarken cam kırılınca bir anda oluşan sessizlik…
Akşam ezanı okununca annelerin balkonlardan çocuklarını eve çağırması vardı. Bir isim birkaç kez seslenilirdi, cevap gelmeyince ses tonu değişirdi. İşte o zaman oyunun gerçekten bittiğini anlardık.
Evlerin de kendine özgü sesleri vardı.
Mutfaktan gelen çay kaşığı sesleri, radyoda çalan eski şarkılar, sobanın çıtırtısı, düdüklü tencerenin ötüşü…
Televizyonun açılış müziği, akşam haberlerinin jeneriği, radyodan dinlenen maç anlatımları…
Bir de bayram sabahları vardı. Erkenden uyanan çocukların heyecanı, mutfaktan gelen tabak çanak sesleri, kapı zilleri, kalabalık aile sohbetleri…
Bugün o seslerin bir kısmı hâlâ var ama çoğu eskisi kadar duyulmuyor.
Şehirler büyüdü, sokaklar değişti, hayatın temposu değişti. Bazı sesler de farkına varmadan hayatımızdan çıktı.
İlginç olan şu ki, yıllar sonra duyduğumuz küçücük bir ses bile bizi çocukluğumuzun bir gününe götürebiliyor.
Peki sizin çocukluğunuzdan aklınızda kalan, bugün artık pek duymadığınız bir ses var mı?
Belki de bir neslin ortak hafızası, en çok o seslerde saklıdır.


