-
- Katılım
- 13 Ağustos 2023
-
- Mesajlar
- 2.780
-
- Tepkime puanı
- 4.071
-
- ForumSAL Yaşı:
- 3 yıl 2 ay
- Kıdem:
- Yerleşik Üye
-
- Konum
- Germany
Aynı güneşin altında iki insan yaşıyor. Biri elindeki son ekmeği bölüp yanındakine uzatırken, diğeri sofrasındaki bolluğun hangi yoksunlukların üzerinden geçerek kendisine ulaştığını sormadan doyuyor.
İnsanı düşündüren servetin eşit dağılmaması değil yalnızca. Daha karanlık olan, vicdanın da eşit uyanmaması.
Aynı dünyayı görüyoruz, aynı acının haberini okuyor, aynı çaresizliğin yanından geçiyoruz. Birimizin içi sızlarken diğeri başını çevirip yürüyebiliyor. İnsanlar arasındaki asıl uçurum burada açılıyor: sahip olduklarımızın miktarında değil, başkasının acısının içimizde ne kadar yer kapladığında.
Sartre’ın “Cehennem başkalarıdır” sözü çoğu zaman insanlardan uzak durmanın gerekçesiymiş gibi okunur. Oysa Sartre’ın meselesi bundan daha derindir; başkasının bakışı altında nesneye dönüşen insanın sıkışmışlığıdır. Yine de bugün başka bir cehennem daha kurduk: Başkasına bakıp onu hiç görmemek.
Levinas tam bu noktada daha ağır bir sorumluluk yükler insana. Ötekinin yüzü yalnızca gördüğümüz bir yüz değildir; bize sessizce “Benden sorumlusun” diyen ahlaki bir çağrıdır. Gözümüzü çevirdiğimiz anda yalnızca bir yabancıyı görmezden gelmeyiz, kendi insanlığımızdan da bir parçayı geride bırakırız.
En ürkütücü olan kötülüğün varlığı değil artık. Ona alışmış olmamız.
Acının sürekli tekrarlandığı bir dünyada insan kendisini korumak için duyarsızlaşmayı öğreniyor. Bir süre sonra felaketler sayı, ölümler istatistik, açlık birkaç saniyelik görüntü oluyor. Ardından o meşhur cümle geliyor:
“Ben ne yapabilirim ki?”
İnsan bazen hiçbir şeyi tek başına değiştiremez. Fakat hiçbir şeyi değiştiremiyor olmak, hiçbir şey hissetmemeyi haklı çıkarmaz. Ahlak dünyayı kurtarabileceğimiz yerde başlamaz; önümüzdeki insanın acısını kendi meselemiz sayabildiğimiz yerde başlar.
Camus’nün absürdü karşısında insanın yapabileceği şey de teslim olmak değildir. Dünya anlamsızlığa kayarken insanın elinde hâlâ bir imkân kalır: Nasıl yaşayacağını seçmek.
Aynı güneş hepimizin üzerine doğuyor.
Fakat aynı ışığın altında kimimiz birbirimizin yarasını görüyor, kimimiz yalnızca kendi gölgemize bakıyoruz.
Aynı güneşin altında dururken birbirimizin gölgesini bile fark etmemeyi öğrenmiş olmak… İşte bunu kabul edemiyorum.

İnsanı düşündüren servetin eşit dağılmaması değil yalnızca. Daha karanlık olan, vicdanın da eşit uyanmaması.
Aynı dünyayı görüyoruz, aynı acının haberini okuyor, aynı çaresizliğin yanından geçiyoruz. Birimizin içi sızlarken diğeri başını çevirip yürüyebiliyor. İnsanlar arasındaki asıl uçurum burada açılıyor: sahip olduklarımızın miktarında değil, başkasının acısının içimizde ne kadar yer kapladığında.
Sartre’ın “Cehennem başkalarıdır” sözü çoğu zaman insanlardan uzak durmanın gerekçesiymiş gibi okunur. Oysa Sartre’ın meselesi bundan daha derindir; başkasının bakışı altında nesneye dönüşen insanın sıkışmışlığıdır. Yine de bugün başka bir cehennem daha kurduk: Başkasına bakıp onu hiç görmemek.
Levinas tam bu noktada daha ağır bir sorumluluk yükler insana. Ötekinin yüzü yalnızca gördüğümüz bir yüz değildir; bize sessizce “Benden sorumlusun” diyen ahlaki bir çağrıdır. Gözümüzü çevirdiğimiz anda yalnızca bir yabancıyı görmezden gelmeyiz, kendi insanlığımızdan da bir parçayı geride bırakırız.
En ürkütücü olan kötülüğün varlığı değil artık. Ona alışmış olmamız.
Acının sürekli tekrarlandığı bir dünyada insan kendisini korumak için duyarsızlaşmayı öğreniyor. Bir süre sonra felaketler sayı, ölümler istatistik, açlık birkaç saniyelik görüntü oluyor. Ardından o meşhur cümle geliyor:
“Ben ne yapabilirim ki?”
İnsan bazen hiçbir şeyi tek başına değiştiremez. Fakat hiçbir şeyi değiştiremiyor olmak, hiçbir şey hissetmemeyi haklı çıkarmaz. Ahlak dünyayı kurtarabileceğimiz yerde başlamaz; önümüzdeki insanın acısını kendi meselemiz sayabildiğimiz yerde başlar.
Camus’nün absürdü karşısında insanın yapabileceği şey de teslim olmak değildir. Dünya anlamsızlığa kayarken insanın elinde hâlâ bir imkân kalır: Nasıl yaşayacağını seçmek.
Aynı güneş hepimizin üzerine doğuyor.
Fakat aynı ışığın altında kimimiz birbirimizin yarasını görüyor, kimimiz yalnızca kendi gölgemize bakıyoruz.
Aynı güneşin altında dururken birbirimizin gölgesini bile fark etmemeyi öğrenmiş olmak… İşte bunu kabul edemiyorum.
