-
- Katılım
- 13 Ağustos 2023
-
- Mesajlar
- 2.789
-
- Tepkime puanı
- 4.071
-
- ForumSAL Yaşı:
- 3 yıl 2 ay
- Kıdem:
- Yerleşik Üye
-
- Konum
- Germany
Aristoteles, Atina’nın havasının değiştiğini anlamıştı.
Özgür düşüncenin üzerinde yeniden eski bir gölge dolaşıyor, felsefenin sorduğu sorular giderek daha az hoş görülüyordu. Böyle zamanlarda bir filozofun hafızasına Sokrates’in düşmemesi mümkün değildi. Atina, yıllar önce kendi yetiştirdiği bir bilgeyi ölüme mahkûm etmiş, eline zehir kupasını kendi elleriyle vermişti.
Aristoteles aynı sonu beklemedi.
Şehri terk ederken kendisine atfedilen o meşhur sözü söyledi:
“Atinalıların felsefeye karşı ikinci kez günah işlemesine izin vermeyeceğim.”
Bu yalnızca bir kaçış değildi. Ardında insanlık kadar eski bir mesele bırakıyordu.
Hakikati aramak ile hakikati istemek aynı şey değildi.
Filozof sorar. Kurcalar. Yerleşmiş kabullerin üzerine gider. İnsanların yıllarca doğru bildiği şeylerin karşısına geçip tek bir soruyla bütün huzuru bozabilir.
İşte hakikatin bedeli de burada başlar.
İnsan, karanlıktan her zaman korkmaz. Kimi zaman karanlığa alışır. Orada kendisine bir düzen kurar, duvarlarını tanır, gölgeleriyle yaşamayı öğrenir. Dışarıdan gelen bir ışık ise yalnızca yolu aydınlatmaz; saklananları da görünür kılar.
Ve herkes görmek istemez.
O vakit öfke ışığa değil, ışığı taşıyana yönelir.
Filozofun eski trajedisi de budur:
Elindeki meşaleyle karanlığı aydınlatmaya çalışırken, ateşin kendisine çevrildiğini görmek.
Özgür düşüncenin üzerinde yeniden eski bir gölge dolaşıyor, felsefenin sorduğu sorular giderek daha az hoş görülüyordu. Böyle zamanlarda bir filozofun hafızasına Sokrates’in düşmemesi mümkün değildi. Atina, yıllar önce kendi yetiştirdiği bir bilgeyi ölüme mahkûm etmiş, eline zehir kupasını kendi elleriyle vermişti.
Aristoteles aynı sonu beklemedi.
Şehri terk ederken kendisine atfedilen o meşhur sözü söyledi:
“Atinalıların felsefeye karşı ikinci kez günah işlemesine izin vermeyeceğim.”
Bu yalnızca bir kaçış değildi. Ardında insanlık kadar eski bir mesele bırakıyordu.
Hakikati aramak ile hakikati istemek aynı şey değildi.
Filozof sorar. Kurcalar. Yerleşmiş kabullerin üzerine gider. İnsanların yıllarca doğru bildiği şeylerin karşısına geçip tek bir soruyla bütün huzuru bozabilir.
İşte hakikatin bedeli de burada başlar.
İnsan, karanlıktan her zaman korkmaz. Kimi zaman karanlığa alışır. Orada kendisine bir düzen kurar, duvarlarını tanır, gölgeleriyle yaşamayı öğrenir. Dışarıdan gelen bir ışık ise yalnızca yolu aydınlatmaz; saklananları da görünür kılar.
Ve herkes görmek istemez.
O vakit öfke ışığa değil, ışığı taşıyana yönelir.
Filozofun eski trajedisi de budur:
Elindeki meşaleyle karanlığı aydınlatmaya çalışırken, ateşin kendisine çevrildiğini görmek.