-
- Katılım
- 24 Mart 2019
-
- Mesajlar
- 6.061
-
- Tepkime puanı
- 7.932
-
- ForumSAL Yaşı:
- 7 yıl 6 ay
- Kıdem:
- Eskilerden
ellerim kocamanmış, ellerim ellerinde kayboluyormuş. ellerim buz gibiymiş. elleri üşüyormuş.
***
insanın kendisi hakkında duyduğu bazı cümleler vardır. hani duyduğun anda hiçbir şey anlamazsın. aradan yıllar geçer, balkonda biranı yudumlarken, durup dururken bir anda ışık yanar hatırlarsın. ulan dersin, demek böyleymiş.
ben ellerimin kocaman olduğunu bilmiyordum o zamanlar elbette. ellerimin soğuk olduğunu da. insan kendi ellerinin sıcaklığını bilmez zaten. kendi yüzünün nasıl göründüğünü de. kendi sesini ilk kez kayıttan duyduğunda irkilmesi bundandır belki. insan kendisini dışarıdan tanıyamaz. o da beni biraz böyle tanımış. ben daha kendimi tanımadan. kulak verin bu kardeşinize. yeter bu kadar kavga. hepimiz kardeşiz. yedi derviş bir kilime sığar da, iki padişah bir dünyaya sığmazmış alooov.
ah hacivatım.
her şey adil şerefsizi yüzünden. lise son sınıftayız. sınavlara çok az bir süre kalmış. o kadar çok geometri sorusu çözüyorum ki... bunu gören peder bey; he walla ben de babaya, efendime söylim ataya, peder denmesini hoş karşılamıyorum ama ne yapalım bebe ruhi bugün böyle olsun. ayrıca o elini götümden çeker misin? peder de diyelim papaz da. kutsal ruh da. tamam mı kara gözlü çingenem? peder bey böyle bir vaziyette görünce beni odamın kapısına kocaman a3 kağıdına, comic sans fontuylan: "tek rakibi öklid!" yazdırmış. sevgili seyirciler, bir insan evladına asla ve asla bu şekilde misyon, efendime söylim gereksiz bir vizyon yüklememeli. ulan, dedem sana "okursa okur, okumazsa sanayi" deyip elinde kalan ikinci seçeneği kullanmadı mı? tek rakibin sabancı mıydı? gerçi bizim peder bey akıllı adam. messinin villareal savunmasından sıyrıldığı gibi sıyrılmış sanayi ortamından, efendime söylim kendini daha teknik, daha bilimin merkezine atıp, benim de hayatıma yön vermiştir. ne yön verme ama. sanırsın ali kuşçu p*zevenk.
adil şerefsizi yüzündendi. yine bir bahar günü, sabah güneşi yüzümüze vururken, yürüyorduk sessiz sessiz. ince cılız iki yaratıktık. çok fazla konuşmazdık. mükemmel bir arkadaşlığım da yoktu esasen ona karşı. bu ve buna benzer ilişkilerde de hep karşı taraf atmıştır adımı. ancak adili sevmiştim. kafası çalışıyordu biraderovskimin. düz saçları, ince beyaz bir yüzü vardı. bir anda olduğu yerde çivi gibi çakılıp "bugun başka bir yerde çalışsak lan? ha nasıl olur favi be?" dedi. olur diyebildim. ne diyecektim ki? daha iyi bir işim yoktu. babam kadar yaşlı bir binanın önünde durduk. burası dedi. başar apartmanı, kat iki. yürüdük dar ve rutubetli merdivenlerden. cebindeki anahtarlardan birini seçti. (ulan olayı iyiden iyiye seks hikayesi gibi anlatmaya başlamışız ahaha kapa parantez) içeri girdiğimde coşkun sabah udunu okşuyordu.
yüksek denecek seviyede leman sam çalıyordu. yeter ki sen üzülme, aşkından vazgeçme minvalinde bir şeyler zırvalıyordu çakma anti emperyal ablamız. yerlerde bira şişeleri, havasız bir ortam ve kanepede uzanmış ismet abi. gözlerinin çukurları morarmış, bilekleri bembeyaz. noldu diye soruyorum adile usulca. sevgilisi aldatmış. alkole, hapa, bilimum zararlı maddelere vermiş ismet abi kendini. acıyorum ismet abiye. "tıha" diyorum bu mu yani? "doktor bir insan başka bir insan için bu kadar kötülüğü yapar mı lan" diyorum "bir zamanlar anadoluda"ki savcı-doktor sekansı gibi. sarsıyorum adili. "yapar mı lan ha yapar mı?"
o sırada, henüz insanın, hatta kendisinin de bir gün aynı soruya cevap vermek zorunda kalacağını bilmiyordum elbette. apartman başardı ama ismet abi değil.
***
yirmili yaşlarımın başındayım. kusuyorum baba bulduğum her yere. sözlük, forum, wordpress. yetmiyor yeni bir platform yapması için bill gates'e mail bile atıyorum. cilgin_favi_22 oturumu açıyor her yerde. sonra... bir forum sitesinde yemek tarifi konusunda tanışıyoruz onunla. patlıcan yemeğinin adının imam bayıldı olduğunu iddia ediyor, bense din görevlisi abinin perte çıktığını savunuyordum. sonra bir mesaj geldi. heyecanlıydım ve bir o kadar çömez. hasbelkader aynı şehirde okuyormuşuz. daha sonra güldüyorum onu minik hikayelerle. laptoplarını yeni açan seyircilerimiz için hatırlatmakta fayda var; evet, üniversite yıllarındayız. babam hızlıca odaya girip "punk is not dead ulan eşşoğlueşşek" diye tekmeliyor beni. zalım allah deyü deyü.
i am the highway çalıyor. bir nefes çekip bekliyorum konuşmasını. susuyor. bekliyor. umarsızca burkuluyor gotüm hain gecelerde. haklı olanın acelesinin olmadığının o da hemingway kadar farkında. bu kez çanlar benim için çalıyor ama. çok aşık. o kadar aşık ki, gözlerine baktığımda arkası gözükecek gibi oluyor. geçecek mi diyor? geçecek diyorum. dudağıyla yanağının birleştiği yere bir buse. müstesna. chris cornell bağırıyor;
i am not your rolling wheels
i am the highway
i am not your carpet ride
i am the sky
(otoban deyince aklıma geldi hgs'den kesin geçirdiler yine)
***
kızgın kumlardan serin sulara dalarcasına bir gün. her şey o kadar pozitif ki. üşenmiyorum, hamilelik testi yaptırıyorum o bile pozitif çıkıyor, ilginç. hayatımda ilk defa bazı şeylerin yolunda gittiğini düşünüyordum. insan böyle zamanlarda şüphelenmeli aslında. ben şüphelenmedim. durduk yere niye şüpheleneyim lan? derken ihsan oktayla karşılaştım. surata bak sunguye davran mübarek.
-ihsan abi asl?
+what the hell dude?
-abi ehehe, insanoğlu bunca duygu ve düşünceye rağmen nasıl bu kadar objektif, hatta rasyonel olabilir ha?
+canım gündüzleri bu tip şeylerlen ilgilenmiyorum, gece gel bana olur mu?
-abi geceleri soğuk oluyor sen yin…
derken ihsan abi işaret parmağını dudaklarıma götürdü.
+birisi, kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında, cırt diye açılıveriyor ve oluk oluk kanama başlıyor yeniden… birine teslim olduğumuzda ve içimizi döktüğümüzde, bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıveriyor. o yüzden değil mi, içimizi tutmalarımız, birine teslim olmaktan korkmalarımız, ortalıkta tedirgin ve gergin dolanmalarımız?
-he, biliyom abi, marquez
koştum. koşarken cebimdeki bozuk paralar yere düştü, bıraktım arkamda. adili de unuttum, hikayeyi de.
cheers
***
insanın kendisi hakkında duyduğu bazı cümleler vardır. hani duyduğun anda hiçbir şey anlamazsın. aradan yıllar geçer, balkonda biranı yudumlarken, durup dururken bir anda ışık yanar hatırlarsın. ulan dersin, demek böyleymiş.
ben ellerimin kocaman olduğunu bilmiyordum o zamanlar elbette. ellerimin soğuk olduğunu da. insan kendi ellerinin sıcaklığını bilmez zaten. kendi yüzünün nasıl göründüğünü de. kendi sesini ilk kez kayıttan duyduğunda irkilmesi bundandır belki. insan kendisini dışarıdan tanıyamaz. o da beni biraz böyle tanımış. ben daha kendimi tanımadan. kulak verin bu kardeşinize. yeter bu kadar kavga. hepimiz kardeşiz. yedi derviş bir kilime sığar da, iki padişah bir dünyaya sığmazmış alooov.
ah hacivatım.
her şey adil şerefsizi yüzünden. lise son sınıftayız. sınavlara çok az bir süre kalmış. o kadar çok geometri sorusu çözüyorum ki... bunu gören peder bey; he walla ben de babaya, efendime söylim ataya, peder denmesini hoş karşılamıyorum ama ne yapalım bebe ruhi bugün böyle olsun. ayrıca o elini götümden çeker misin? peder de diyelim papaz da. kutsal ruh da. tamam mı kara gözlü çingenem? peder bey böyle bir vaziyette görünce beni odamın kapısına kocaman a3 kağıdına, comic sans fontuylan: "tek rakibi öklid!" yazdırmış. sevgili seyirciler, bir insan evladına asla ve asla bu şekilde misyon, efendime söylim gereksiz bir vizyon yüklememeli. ulan, dedem sana "okursa okur, okumazsa sanayi" deyip elinde kalan ikinci seçeneği kullanmadı mı? tek rakibin sabancı mıydı? gerçi bizim peder bey akıllı adam. messinin villareal savunmasından sıyrıldığı gibi sıyrılmış sanayi ortamından, efendime söylim kendini daha teknik, daha bilimin merkezine atıp, benim de hayatıma yön vermiştir. ne yön verme ama. sanırsın ali kuşçu p*zevenk.
adil şerefsizi yüzündendi. yine bir bahar günü, sabah güneşi yüzümüze vururken, yürüyorduk sessiz sessiz. ince cılız iki yaratıktık. çok fazla konuşmazdık. mükemmel bir arkadaşlığım da yoktu esasen ona karşı. bu ve buna benzer ilişkilerde de hep karşı taraf atmıştır adımı. ancak adili sevmiştim. kafası çalışıyordu biraderovskimin. düz saçları, ince beyaz bir yüzü vardı. bir anda olduğu yerde çivi gibi çakılıp "bugun başka bir yerde çalışsak lan? ha nasıl olur favi be?" dedi. olur diyebildim. ne diyecektim ki? daha iyi bir işim yoktu. babam kadar yaşlı bir binanın önünde durduk. burası dedi. başar apartmanı, kat iki. yürüdük dar ve rutubetli merdivenlerden. cebindeki anahtarlardan birini seçti. (ulan olayı iyiden iyiye seks hikayesi gibi anlatmaya başlamışız ahaha kapa parantez) içeri girdiğimde coşkun sabah udunu okşuyordu.
yüksek denecek seviyede leman sam çalıyordu. yeter ki sen üzülme, aşkından vazgeçme minvalinde bir şeyler zırvalıyordu çakma anti emperyal ablamız. yerlerde bira şişeleri, havasız bir ortam ve kanepede uzanmış ismet abi. gözlerinin çukurları morarmış, bilekleri bembeyaz. noldu diye soruyorum adile usulca. sevgilisi aldatmış. alkole, hapa, bilimum zararlı maddelere vermiş ismet abi kendini. acıyorum ismet abiye. "tıha" diyorum bu mu yani? "doktor bir insan başka bir insan için bu kadar kötülüğü yapar mı lan" diyorum "bir zamanlar anadoluda"ki savcı-doktor sekansı gibi. sarsıyorum adili. "yapar mı lan ha yapar mı?"
o sırada, henüz insanın, hatta kendisinin de bir gün aynı soruya cevap vermek zorunda kalacağını bilmiyordum elbette. apartman başardı ama ismet abi değil.
***
yirmili yaşlarımın başındayım. kusuyorum baba bulduğum her yere. sözlük, forum, wordpress. yetmiyor yeni bir platform yapması için bill gates'e mail bile atıyorum. cilgin_favi_22 oturumu açıyor her yerde. sonra... bir forum sitesinde yemek tarifi konusunda tanışıyoruz onunla. patlıcan yemeğinin adının imam bayıldı olduğunu iddia ediyor, bense din görevlisi abinin perte çıktığını savunuyordum. sonra bir mesaj geldi. heyecanlıydım ve bir o kadar çömez. hasbelkader aynı şehirde okuyormuşuz. daha sonra güldüyorum onu minik hikayelerle. laptoplarını yeni açan seyircilerimiz için hatırlatmakta fayda var; evet, üniversite yıllarındayız. babam hızlıca odaya girip "punk is not dead ulan eşşoğlueşşek" diye tekmeliyor beni. zalım allah deyü deyü.
i am the highway çalıyor. bir nefes çekip bekliyorum konuşmasını. susuyor. bekliyor. umarsızca burkuluyor gotüm hain gecelerde. haklı olanın acelesinin olmadığının o da hemingway kadar farkında. bu kez çanlar benim için çalıyor ama. çok aşık. o kadar aşık ki, gözlerine baktığımda arkası gözükecek gibi oluyor. geçecek mi diyor? geçecek diyorum. dudağıyla yanağının birleştiği yere bir buse. müstesna. chris cornell bağırıyor;
i am not your rolling wheels
i am the highway
i am not your carpet ride
i am the sky
(otoban deyince aklıma geldi hgs'den kesin geçirdiler yine)
***
kızgın kumlardan serin sulara dalarcasına bir gün. her şey o kadar pozitif ki. üşenmiyorum, hamilelik testi yaptırıyorum o bile pozitif çıkıyor, ilginç. hayatımda ilk defa bazı şeylerin yolunda gittiğini düşünüyordum. insan böyle zamanlarda şüphelenmeli aslında. ben şüphelenmedim. durduk yere niye şüpheleneyim lan? derken ihsan oktayla karşılaştım. surata bak sunguye davran mübarek.
-ihsan abi asl?
+what the hell dude?
-abi ehehe, insanoğlu bunca duygu ve düşünceye rağmen nasıl bu kadar objektif, hatta rasyonel olabilir ha?
+canım gündüzleri bu tip şeylerlen ilgilenmiyorum, gece gel bana olur mu?
-abi geceleri soğuk oluyor sen yin…
derken ihsan abi işaret parmağını dudaklarıma götürdü.
+birisi, kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında, cırt diye açılıveriyor ve oluk oluk kanama başlıyor yeniden… birine teslim olduğumuzda ve içimizi döktüğümüzde, bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıveriyor. o yüzden değil mi, içimizi tutmalarımız, birine teslim olmaktan korkmalarımız, ortalıkta tedirgin ve gergin dolanmalarımız?
-he, biliyom abi, marquez
koştum. koşarken cebimdeki bozuk paralar yere düştü, bıraktım arkamda. adili de unuttum, hikayeyi de.
cheers