19. yüzyılın ortalarında Nato ile bir anlaşma imzaladık. Dediler ki, komünizm tehlikesine karşı tedbir almak üzere devletinizin her mekanizmasına girmemiz gerekiyor. Kabul ettik. Bir Nato örgütü olan Gladio, Ankara ve komutanlıklar başta olmak üzere her yere sızdı. Ülke içerisinde sudan sebeplerle bir çok vatansever insana suikast düzenlediler, uyuşturucu ticareti ve terör örgütüne yaptırdıkları eylemlerle ülkeyi milyarlarca dolarlık zarara soktular. Şehit analarının çektiği acılara girmek bile istemiyorum.
Ardından birisi çıkıp dedi ki, vakti gelince orduyu tasfiye edeceğiz. Bu söylediği, ordunun güzide komutanlarını değil, Nato'nun yetiştirdiği komutanları tasfiye etmek anlamına geliyordu. Ama buna kimse inanmak istemedi. Dün, hükümete gelmeden evvel tüm medya tarafından "KAHRAMAN BAŞA GELİYOR" reklamları yapılırken, bugün aynı medya o kişi için "AMERİKAN MAŞASI" diyor.
Evet, hükümetin ordu içerisindeki gizli yapılanmayı çözmeye başladığını gören Nato'nun, Türk Gladio'sunu emniyetin içerisine kaydırmaktan başka çaresi kalmamıştı. Öyle de yaptı. Ve emniyet içerisinde 3 ayrı gurup oluştu. Birincisi cemaatin gurubu, ikincisi Nato'nun gurubu, sonuncusu ise tarafsız olanlar (vatana hizmet etmek için taraf olma zorunluluğu hissetmeyenler) gurubu.
Peki bu anlattıklarımın, günümüzle olan ilgisi nedir ona bakalım. Önce Tayyip Erdoğan ile Fethullah Gülen arasında geçen diyaloğa bakalım. Bu diyaloğu kendim derledim. Aralarında birebir bu konuşmalar geçmese de, buna yakın gelişmelerin yaşandığı aşikardır.
Recep Tayyip Erdoğan: Eğitimde büyük bir çığır açacağım. Dershane devri de bitecek.
Muhammed Fethullah Gülen: MEB ve genel eğitim işini bana bırak. O iş benim işim.
RTE: Bu ülkenin başbakanı benim. Her iş benim işim. Devletin içerisinde devlet olmaz. Eğitim adına kendi gücünden yaptığın ve yapacağın yatırımlarda destekçinim. Ama resmi dairelerde hüküm vermene müsaade edemem. Bu etik değildir ve ileride büyük problemlere yol açar. Unutma ki tek başına değilsin ve etrafında bulunan yüzlerce yöneticiden mutlaka senden habersiz büyük yanlışlar yapıp ülkenin itibarını anında düşürebilir.
MFG: Bu ülkenin başbakanı sen isen, benim sayemde sensin. Seni o koltuğa oturtan güç benim gücümdür. Seni o koltuğa oturttuğum gibi indirmesini de bilirim.
RTE: Dün seçimlerde bana destek verdiysen, bugün de o destek verdiğin kişinin kararlarına saygı duyacaksın. Madem kendine köle bir başbakan arıyordun, eğitim kurumlarına o doğrultuda talimat ver. Belki o zaman istediğin adamı yetiştirebilirler.
***
Tam o sırada ülkemizin yaptığı petrol anlaşması, emperyalist kan emiciyi çok kızdırdı. Bu gerçeği kabul etmek istemedi. Çünkü kendilerinden izin almadan yapılan ilk anlaşmaydı. Bu anlaşmayı yapabilmek için belirli donanımlara sahip olmak gerekiyordu ve Türkiye artık o donanıma, o koza, o güce ve o alt yapıya sahip bir ülke.
Madem bunlar benden habersiz anlaşma yapabiliyorlar, ben de onlara güzel bir ders vereyim dedi emperyalist vampir. Emniyet içerisindeki yapılanmayı harekete geçirip, yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu gün yüzüne çıkarttı. Bunu öyle ustaca yaptı ki, herkes bu işi cemaatin yaptığını zannetti. Kendi komser ve başkomser takımını kullanıp, emniyet amirlerinden habersiz yaptığı bu operasyonla, aslında hükümete istemeyerek iyilik yaptı. Şuan o vampir çok pişman ve yeni yollar arayışında...