Coolumsu
Platinum Üye
-
- Katılım
- 3 Temmuz 2014
-
- Mesajlar
- 18.555
-
- Tepkime puanı
- 2.050
-
- ForumSAL Yaşı:
- 12 yıl 3 ay
- Kıdem:
- Forumun Eskisi
-
- Konum
- R5
Akıl Dini ve Şeyhülşeytanlar
İnsanlık tarihi boyunca din, ya bir özgürleşme manifestosu ya da kitleleri kontrol altında tutan bir prangaya dönüştürülmüştür. Bugün "din" adı altında pazarlanan ve Şeyhülşeytanın temsil ettiği geleneksel anlayış, ne yazık ki Allah’ın vahyinden ziyade, yüzyıllar boyu biriken uydurmaların, çelişkili rivayetlerin ve ruhanileştirilmiş bir ruhban sınıfının ürünüdür. Bu zihniyet, İslam’ı bir "akıl dini" olmaktan çıkarıp bir "nakil ve masal dini" haline getirmiştir.
Hurafe eleştirisinin temel noktası, otoritenin kime ait olduğu sorusudur. Gelenekçi zihniyet; dini, mezhep imamlarının içtihatlarına, doğruluğu şüpheli hadislere ve rüyalarla beslenen menkıbelere dayandırır. Oysa Kur’an, "Aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırılacağını" (10:100) ilan ederek, taklitçiliği yerle bir eder. Şeyhülşeytan halka sunduğu "yakmayan kefen", "şifalı terlik" veya "cennet garantili dualar" gibi ticari ve mistik ögeler, dinin özündeki ahlak ve adalet kavramlarını boşaltmaktadır. Bu, halkı dini figürlerin kölesi haline getiren, zihinsel bir sömürü düzenidir.
İkinci büyük sorun ise, dinin evrensel bir hayat nizamı olmaktan çıkarılıp "şekilcilik" hapishanesine kapatılmasıdır. Bir tarafta evrenin matematiksel mucizeleri, bilimin derinlikleri ve insan onuru dururken; diğer tarafta sakalın boyu, cübbenin rengi veya hangi ayakla tuvalete girileceği gibi detayları dinin merkezine koyan bir anlayış vardır. Bu "ayrıntıcılık", aslında Yahudileşme eğiliminin bir tezahürüdür. Kur’an’ın apaçık (mübin) olan mesajı, bu tür karmaşık ve akıl dışı rivayet yığınları arasında boğulmaktadır. Şefaat kavramının bir "torpil mekanizması" gibi sunulması ise doğrudan Kur’an’ın tevhid ilkesine indirilmiş bir darbedir.
İslam dünyasının içine düştüğü bu entelektüel sefaletten kurtulmasının tek yolu; uydurulan dini bırakıp indirilen dine dönmektir. Hurafe, aklın boş bıraktığı alanı dolduran bir zehirdir. Bizler, dini şahısların tekeline bırakan bu "hocaefendi" ve "şeyh" merkezli sistemi reddetmek zorundayız. Gerçek dindarlık; sarığın, sakalın veya uydurma rivayetlerin arkasına sığınmak değil; Allah’ın kitabını bizzat okumak, sorgulamak ve aklı bir rehber olarak kullanarak evrensel adaleti tesis etmektir.
İnsanlık tarihi boyunca din, ya bir özgürleşme manifestosu ya da kitleleri kontrol altında tutan bir prangaya dönüştürülmüştür. Bugün "din" adı altında pazarlanan ve Şeyhülşeytanın temsil ettiği geleneksel anlayış, ne yazık ki Allah’ın vahyinden ziyade, yüzyıllar boyu biriken uydurmaların, çelişkili rivayetlerin ve ruhanileştirilmiş bir ruhban sınıfının ürünüdür. Bu zihniyet, İslam’ı bir "akıl dini" olmaktan çıkarıp bir "nakil ve masal dini" haline getirmiştir.
Hurafe eleştirisinin temel noktası, otoritenin kime ait olduğu sorusudur. Gelenekçi zihniyet; dini, mezhep imamlarının içtihatlarına, doğruluğu şüpheli hadislere ve rüyalarla beslenen menkıbelere dayandırır. Oysa Kur’an, "Aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırılacağını" (10:100) ilan ederek, taklitçiliği yerle bir eder. Şeyhülşeytan halka sunduğu "yakmayan kefen", "şifalı terlik" veya "cennet garantili dualar" gibi ticari ve mistik ögeler, dinin özündeki ahlak ve adalet kavramlarını boşaltmaktadır. Bu, halkı dini figürlerin kölesi haline getiren, zihinsel bir sömürü düzenidir.
İkinci büyük sorun ise, dinin evrensel bir hayat nizamı olmaktan çıkarılıp "şekilcilik" hapishanesine kapatılmasıdır. Bir tarafta evrenin matematiksel mucizeleri, bilimin derinlikleri ve insan onuru dururken; diğer tarafta sakalın boyu, cübbenin rengi veya hangi ayakla tuvalete girileceği gibi detayları dinin merkezine koyan bir anlayış vardır. Bu "ayrıntıcılık", aslında Yahudileşme eğiliminin bir tezahürüdür. Kur’an’ın apaçık (mübin) olan mesajı, bu tür karmaşık ve akıl dışı rivayet yığınları arasında boğulmaktadır. Şefaat kavramının bir "torpil mekanizması" gibi sunulması ise doğrudan Kur’an’ın tevhid ilkesine indirilmiş bir darbedir.
İslam dünyasının içine düştüğü bu entelektüel sefaletten kurtulmasının tek yolu; uydurulan dini bırakıp indirilen dine dönmektir. Hurafe, aklın boş bıraktığı alanı dolduran bir zehirdir. Bizler, dini şahısların tekeline bırakan bu "hocaefendi" ve "şeyh" merkezli sistemi reddetmek zorundayız. Gerçek dindarlık; sarığın, sakalın veya uydurma rivayetlerin arkasına sığınmak değil; Allah’ın kitabını bizzat okumak, sorgulamak ve aklı bir rehber olarak kullanarak evrensel adaleti tesis etmektir.