Kurtlu Vadi'nin kavalcısı olmaya geldim - Samed Aslan
Bir Süleymanın mührü değil ama..
Sıcak bir yaz akşamı diziye veda etmiştik. Oradan Eylül epey uzak görünüyordu ama bitmeyen yol yok işte. İyi ki de bitti. Bir şu sıcakları, bir de kaleci Muslera’nın çıkarttığı %100’lük gol pozisyonlarını sevmiyorum. Açıkçası jeneriğe kadar diziyi pek özlediğimi düşünmüyordum. Fakat jeneriği izlemeye başladığım anda içimi kaplayan o tatlı heyecan ve sıcaklıkla aslında nasıl da deli özlediğimi fark ettim. Hem izlemeyi hem de Vadi’yi yazmayı özlemişim. Umarım yazının sonunda kantarın topuzunu kaçırmış olmam.
Yat patladığında dürbünle bakanın kim olduğu epey merak etmiştik ama doğru soru “kimler?” olacakmış. Adamlar kıyıyı tribüne çevirmişler. Bu acının üstüne öldürülecek o kadar düşmanın olması tam da Polat’ın ihtiyacı olan şey aslında. Sudaki ve karadaki adamları öldürmesini özlemle ve keyifle izledik ama zıpkını herifin böğrüne sokuşuna takılmadan edemedim. Mesafe o kadar uzun ki adam Polat’ı kevgire çevirebilirdi. Bu aralar birilerinin üstüne basıp zıplayarak adama kılıç falan sokmak pek moda. Herhalde ondan yaptılar.
Sakalları nasıl bırakacağıma karar veremediğimde ben..
Cahit’in, Safiye’yi götürmek için seçtiği mekan gerçekten mükemmeldi fakat çok kısa sürdü. Biraz daha romantizm katılsaydı güzel olacaktı. Tamam tamam şuan bu satırları okuyanların çoğu “bu aşk dizisi mi!” diye çıkışmaya başlamışlardır bile ama Cahit-Safiye aşkı çok çok yavaş ilerleyen bir ilişki. Öylesi güzel ve şık bir mekana gidip sürekli telefonla konuşmak, yüzünden yedi seceresi okunurken güya Safiye’ye çaktırmamaya çalışmasını izlemek de sonuç olarak bize pek bir şey kazandırmadı.
Bölüm başlangıcından sonra her ilerleyen sahnede heyecanım daha da arttı. Hele ki bunun Leyla ve Polat hedefli bir operasyondan ziyade asa için yapılan über geniş çaplı bir operasyon olduğunu öğrenince keyiften mayıştım diyebilirim. Senaryo ekibi her şeyi nefis bir yere bağlamış. Yetmemiş ufak aksaklıklar dışında çatışmaları ve tüm olay örgüsünü de gayet mantıklı bir zemine oturtmuş.
İstanbul’da adamlar resmen bir orduyla harekete geçmiş. İlk operasyon yeri Polat’ın eviydi ki her zamanki gibi kapı nöbetçileri karşılık dahi veremeden öldüler. Sonrasında gelen mekana baskın açıkçası canımı yaktı. Hem Timur’u hem de Zülfikar Ağa’yı çok seviyordum. Timur ilk vurulduğu anda “ölümü bu kadar ucuz olmamalı..” diye mırıldandım ki son hamlesini görünce içim bir nebze olsun rahatladı. Timur, kendisine yakışır şekilde veda etti. Aslan gibi delikanlıydı be…
Bizde sabır ata sporu delikanlı...
Vallahi çok sabırlı adam Polat. Sevdiği kadının katili daracık bir mekanda eline geçti ve o sadece birkaç yumruk atmakla yetindi. Çünkü saldırının kimden geldiğini, neyi amaçladıklarını öğrenmesi gerekiyor. Yine de sadece benim değil, pek çoğumuzun gözü kararırdı. Gırtlağını yerinden söküp eline tutuşturabilirdik. Polat bunu yapmadı. Bu çok ağır bir yük. Onu öldürme şansı elindeyken, o adamın yanında geçen her saniye ayrı bir büyük sınav, ayrı bir sabır olur. Diyeceksiniz ki o kadar çatışma sahnesi varken bundan mı etkilendin? Etkilendim ne yapalım…
Kayıplara rağmen bölüm gayet güzel ve heyecanlı gidiyordu ki Marcus ve adamlarının KGT merkezine yaptıkları baskında bir yumru gibi geldi boğazıma oturdu. Alptekin ve Talha’nın şehit düşmesini atlatamamışken ardı ardına orada bu topraklara hizmet etmeye çalışan gencecik adamların bir bir vurulması hem nefis, hem de çok zor bir sahneydi. Eminim benim gibi ekran başındaki pek çok kişinin içini derin bir hüzün kaplamıştır. Bütün ekibi kaybettik. KGT gençleri yok artık. Erdem gibi bir süper beyni de koruyamadık.
Ne? Daha ilk bölüm senaryosunda herkes ölüyor mu? Ben de mi ölüyorum?
Hüzün yeterince zorlaştırmışken izlemeyi Aynura ve Akif’in zayıflıklarını tanık olmak o duyguyu hızla öfkeye dönüştürdü. Aynura’dan böylesi kritik bir zamanda böylesi büyük bir zayıflık beklemezdim. Meğer hiç de iyi bir asker değilmiş. Akif’i arası bozuk eşi, KGT’yi de yuvası yapmış; oturmuş evcilik oynuyormuş.
Fakat esas Akif’e kızıyorum ben. Arkadaşın bir zayıflık göstermiş olabilir ama sen dirayetli durmalıydın. Oradaki bilgiler ele geçerse kim bilir kaç insanın hayatı tehlikeye girecek. Gerekirse Aynura’yı orada bırakıp kendi gitmeliydi. Polat’da zaman zaman sevdikleri için zaaf gösterir ama bu zaaf değil resmen akılsızlıktı. Asla amacım senaristlere işlerini öğretmek değil ama dizide uzun zamandır var olan bu iki karaktere daha görkemli bir veda hazırlayabilirlerdi diye düşünüyorum.
Seyirci emin olmak istiyor Akif üzgünüm...
Marcus bir gecede Polat’ın sahip olduğu her yeri altüst etti. Üstelik bunu adamlarıyla değil sadece bir kurşun geçirmez yelekle yaptı ve Karanlıklar Prensi’ni asayı alması için davet etti. Ertan Saban, Kurtlar Vadisi Pusu için muazzam bir seçim olmuş. Vadi aklı 'bir aksiyon yapımının seviyesini kötü karakterin kalitesi belirler' kuralını çok iyi bildiği için ilk sezonundan beri hep sağlam kötü karakterler türetmiştir.
Ertan Saban’ı izlediğim ilk bir-iki dakika içerisinde anladım ki Vadi’ye efsane olacak bir kötü karakter daha kazandırmışlar. Zaten geçen sezonun bölüm yorumlarında adı ara ara geçiyordu, seyirci onu Vadi’de görmek istiyordu ama bende iz bırakmış bir oyuncu değildi. Koridorda her adım atışında KGT’yi yıkarken, kendisine olan algımı da yerle bir etti. Helal olsun…
O ne güzel duaydı öyle... Amiiiin.
Gece bittiğinde ölülerimizi gömdük. Bu kadar büyük ve yoğun bir acıdan dolayı belki dizlerimizin üstüne çöktük ama orada fazla kalmadık. Polat’ı, Polat yapan en önemli özelliklerden birisi kendisine asla acımaması. Kimin başına gelse acıdan nefes alamaz ama o dizlerini çöktüğü yerde hemen tekrar ayağa kalkmasını her zaman biliyor. Yine kalktı ayağa ama nereden nasıl başlayacağını bilmiyordu. İmdadına Süha Bey yetişti. Asa önemli diyordum ama bu kadarını ben de beklemiyordum. Asa kimdeyse, tabii asil bir kanı da varsa majeste o oluyor. Tamam bir Süleyman’ın Mührü değil ama yine de epey etkili bir aksesuar.
Polat ipin ucunu bir yerden tuttu ya onu daha kim tutar? Tabii Kıbrıs’a sadece o gitmemiş. Karanlıklar Prensi de asayı teslim etmek için oradaydı. Bu ana kadar ilginç bir karakter portresi çizen Prens, Kardinal ile ufak sohbetinde beni daha da şaşırttı. Bu sahneye kadar kimdi Prens? Polat’ın düşmanları adına çalışan bir başka düşman. Peki bu dakikadan sonra? Tıpkı Polat gibi kendi hanedanlığını kurmak isteyen bir düşman. Önündeki engeli ise asil bir kana sahip olmaması.
Hükmettiğini zanneden hanedanlara neler yapıyorum. Senin daha kurulmamış hanedanlığına neler yaparım bir düşün istersen...
Polat ile farkları biri diğer hanedanlara da hükmetmek istiyor, diğeri ise hepsini yok etmek istiyor. Enfes bir çatışma bu! Bakın bu çatışma tadından yenmez. Yemeyip yanında yatalım desem aklımızda kalır uyku da tutmaz. Bu bambaşka bir şey… Senaryo ekibini tebrik etmek lazım. Bambaşka bir boyut kazandırmışlar diziye.
Motorum şekil, önümden çekil.
Defne Samyeli’ye değinmeden bitirmek olmaz. Uzun zamandır ekranlarda görmüyordum. Kurtlar Vadisi Pusu’da göreceksin deseler inanmazdım. İlk bölüm itibari ile şöyle bir görünüp kayboldu. Hakkında bildiğimiz iki şey var. Birincisi adı Asya, ikincisi Karanlıklar Prensi’nin adamı. Sanırım Prens ile Polat arasında gidip gelecek bir karakter olacak. Daha etkili bir giriş yapmasını beklerdim ama yine de umutluyum. Vadi’ye hatırladığım kadarıyla Erhan’a yanaşan Rus kadın ajandan sonra katılan ilk aktif kadın olacak. Bu bile başlı başına bir olay.
Kurtlar Vadisi Pusu 13. sezonu muhteşem bir bölümle açtı. Emeği geçen herkesin gurur duyacağı bir bölüm olmuş. Umarım tempodan pek ödün vermeden aynı şekilde Haziran’a kadar gideriz. Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim Leyla’nın mezarında doğum tarihi 1982 görünüyor. Leyla, Elif’in arkadaşı. Polat’ın saçına aklar düştü. Karakter olarak en az 40 yaşında vardır. Elif de Polat’ın akranıydı. Leyla’nın o kadar küçük olması mantığa ters geliyor. Matematiğe biraz daha dikkat lütfen. Bir de Ertan Saban her bölüm böyle çeşit çeşit şık kıyafetler giymeye devam ederse Vadi kadın hayran kitlesini kat be kat arttırır. Luran Ahmeti çok çok kısa göründüğü için henüz bir yorum yapmıyorum ama Elveda Rumeli performansı hala akıllarda...
Son olarak Akif karakterini canlandıran Ali Buhara Mete’nin, Zülfikar Ağa rolündeki Halil İbrahim Kalaycıoğlu’nun, Aynura rolündeki Esra Şengünalp’in, Alptekin rolündeki Alim Muzaffer’in, Talha rolündeki Bilgehan Birincioğlu’nun, Erdem rolündeki Tezhan Tezcan’ın ve Timur rolündeki Burak Sevinç’in yolları açık, şansları bol olsun.
Haftaya görüşürüz...
Ranini.tv - Samed Aslan