2011-2017 Biten Diziler

⚪ Konu yazarı en son 3218 gün önce aktifti
Cuma günü Karagül gecesi :p
 
Bu Tarz Benim /Show Tv 23.30
3 Adam / Tv8 23:30
Arkadaşım Hoşgeldin /Kanal D 23:30

Dizi değil ama yazılmalı :p
 
Nur'u korumaya mı aldılar naptılar kaçırdım :/
 
Özlem gitsin bence. Diğer kızlara göre hem çirkin, hem yaşı geçkin. Allahım affet böyle düşündüğüm için. Birde çok geçimsiz.
 
Özlem gitsin bence. Diğer kızlara göre hem çirkin, hem yaşı geçkin. Allahım affet böyle düşündüğüm için. Birde çok geçimsiz.


Bana komik geliyor Özlem ya :D
Bence Ayşegül gitmelide torpilli o gitmez :p
 
Çok tanımıyorum ilk kez izliyorum zaten :p Ama ikisi yanyana durduğunda Özlem hakediyor, hadi Özlem git.
 
Ayy olamaz tam tersi oldu ama :|
 
Çok tanımıyorum ilk kez izliyorum zaten :p Ama ikisi yanyana durduğunda Özlem hakediyor, hadi Özlem git.


Ayşenur gidecek bu hafta gitmek istedi kendisi :tatlı:
Ve gidiyor zateeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeen :hö::hö:
 
1414220232852.jpg


İnsanoğlu, reel ile ideal arasındaki o uzun yolun sınırlarını çizen kızılötesi ışınlara dokunmamak için büyülü tozu üfleyerek istikametini bulmaya çalışan bir çeşit dünyalı olsa gerek. Emin değilim. Ne tarih net bir şey söylüyor, ne de idea üzerinde belirgin emare var. Kervanı yolda düzeceğiz. İnsanı yolda tanıyacağız. Kendimizi de öyle.

İnsanın insanı tanıması için insanın insanla karşı karşıya gelmesi şart. Kadim tecrübe bize bunu gösteriyor. Karşıdaki olmadan, onun karşısındaki de olamıyor. Eşyanın zıddı ile bilinmesi meselesi.

Savaş ve barış kavramlarının varlığı da böylesine çetrefilli bir manzara. Hiç savaş olmasaydı barışın varlığından haberimiz olur muydu? Peki barış olmasaydı savaş devam eder miydi? Savaşın devam etmesi için barış arayışı şart ise insanoğlu tam olarak neyin peşinde?

Mevzu derin. Böylesi iddialı soruların cevaplarının bir çırpıda verilemeyeceği açık. Binlerce yıldır 'karşıdaki' ile mücadele halinde olan insanoğlunun aradığını bulamamış olması bunun göstergesi. İnsanoğlunun binlerce yıldır sürekli savaşması da mevzuun kristalize giriftliğine işaret.

Sanat belki bu yüzden var. Bir çeşit ifade yöntemi. Herkese hitap edebilmenin bir yolu. Bir lisan. Başlı başına alfabe...


Sinema, bu tarifteki sanatın post-modern zamandaki en güçlü lisanı. En pahalı sanat olsa da kitleler üzerinde en etkili olanı ayrıca...


1414220362309.jpg




Bu satırların peşine varacağım nokta; 'Fury'... Kuru kuruya bir 'öfke' değil, "insan neden savaşır" sorusunu beyninize çaka çaka geçen 134 dakikanın ismi.

Başrolde Brad Pitt. Yaşlandığına inanmak istemediğimiz (ve öyle bir resim de sergilemeyen), olgunluk dönemi usta oyunculuğunun keyfini sürebileceğimiz sarı adam... 2. Dünya Savaşı'nın sonlarında 'barış arayan' ABD askerî kuvvetlerinin, ülkesinden binlerce kilometre uzakta (Almanya) savaşan başarılı bir ferdi. Çavuş Wardaddy bir tankı yönetiyordur. Savaşın son günlerine yaklaşırken kritik görevleri ifa ediyordur. Başarılıdır. Kendi gibi başarılı 5 kişilik ekibi vardır. Ekipten biri ölünce aralarına çaylak (hatta daha fazlası, silah eğitimi bile almamış) Norman (Logan Lerman) katılır. İzleyici için her şey burada başlar.

İnsanlar neden savaşır? İnsan, insanı neden öldürür? Norman'a eşlik ettiğimiz film boyunca bu soruların peşinden koşarız. Kimi zaman, "barış idealdir, tarih şiddetli" cevabını duyarız. Çoğu zaman ise tam da soruların göbeğinde, belki cevabın kendi olarak ölümü hissederiz.

Ölümü hissetme meselesinde yönetmen David Ayer'ın başarılı sinematografisi ve kuvvetli senaryosu ile üst düzey oyunculuklar etkili oluyor. Lerman'ın alkışı hak eden 'çaylak' ve 'korkak' performansı, kuvvetle muhtemel kendisini Oscar yolunda yalnız bırakmayacak. Elbette Shia LaBeouf , Xavier Samuel ve Jason Isaacs'ın katkısını da göz ardı etmemek lazım.

Yönetmen Ayer'ın savaş sahnelerindeki ustaca işleyişi ve gerçekçi şiddet görselleri, yakın çekimlerin sıkmayan kurgu ile gırtlağımıza yapışması, tankın içinden bir savaşa dahil olduğumuz hissini uyandırıyor.

Bir dönem filmi olarak sanat, kostüm ve makyajdaki başarı da Hollywood ayarında. Masada çok fazla efekte başvurulmadığı anlaşılıyor. Büyük oranda gerçek mekanlar ve başarılı kamera kullanımı, 70 sene öncesinin şartlarını perdeye taşıyor.
Teknik olarak 'Fury' için söylenecek fazla şey yok. Rakiplerine bakmak lazım ama Oscar'da ön plana çıkabilir. Oyunculuk noktasında heykelcik alacağını tahmin ediyorum.

Ancak filmin hikayesi ve senaryosuyla ilgili birkaç kelam etmek lazım.

Bir savaş filmi elbette "savaş kötüdür" der. Ancak özellikle Hollywood tecrübesi bize gösteriyor ki, hiçbir savaş filmi sadece "savaş kötüdür" demez. Örneğin Nazi Almanyası ve Holokost'u ele alan hemen bütün savaş filmleri Yahudi Soykırımı'nın insani mahcubiyetini izleyiciye 'dikte' eder. Aynı zamanda hemen her Hollywood yapımı, "Bugün, Nazi vahşeti gibi şeyler yaşanmıyorsa bunda bizim payımız büyük" diyerek ABD güzellemesi yapar ve Amerikan Rüyası denen şeye inanmamızı telkin eder. Ben buna, 'Hollywood Riyası' diyorum. 'Amerikan Rüyası' ile 'Hollywood Riyası'na maruz kalan izleyicinin 'Fury'de de alt metin, dolaylı anlatım ve metaforik aldatmacalara karşı korunaklı olması gerekiyor (Bu nasıl olacak? Elbette burada 'film okuma' dediğimiz meselenin önemi devreye girer. Sıkça başvurunuz ve film okuması yapılan yerlere iştirak ediniz).

'Vahşi Nazi' ile savaşan Amerikan askeri, istemediği ve onaylamadığı savaşın içindedir. Savaşın kötü bir şey olduğunu dillendirir. Ancak filmin sonunda, onlarca Alman askerine karşı 'kahramanca' mücadele eden 5 Amerikan askeriyle beraber soluk vermekten kendinizi alamazsınız (Başarılı bir film bunu yapar. Hakkıdır. Başarmışsa tebrik etmek düşer. Ancak biz eleştirmenlerin öncelikli vazifelerinden biri de bu noktaların altını çizmektir).

Peki gişede nasıl bir manzara bizi karşılar? Türkiye'de daha önce 4 filmi vizyona giren yönetmen David Ayer'ın seyircimiz ile yıldızının barışık olduğunu söyleyemeyiz. Son filmi Sabotaj (ki daha birkaç ay önce, yani Mayıs'ta ülkemizde gösterildi) 74 kopya ile ancak 18 bin kişiye ulaşabildi. Önceki filmlerinde de durum pek parlak görünmüyor. Neyse ki Brad Pitt var. Tek başına 6 haneli gişeyi garanti eder.

Aksiyonu bol, gerilimi yüksek (dakikalarca süren dingin yemek sahnesi gibi), sinematografik olarak başarılı bir film, Fury... İzlemeli ve savaşa lanet edenlerin bizatihi savaşı körüklediklerine dair ipuçlarına ulaşmalı...
​
 
1413882790195.jpg


Ünlü aktör Nicolas Cage kendi filmini protesto ederek ilginç bir kampanya başlattı. Nicolas Cage sinamaseverlerden yönetmenliğini ve senaryosunu Paul Schrader'in üstlendiği “The Dying of the Light” filminin izlenmemesini ve protesto edilmesini istedi.

Ünlü Amerikalı aktör gerilim-dram türündeki bu filmin yapımcı şirketinin senaryodaki bazı bölümleri kendilerine danışmadan değiştirildiğini öne sürerek "Benim filmime gitmeyin" çağrısı yaptı.

1413882828073.jpg


ANLAŞMA GEREĞİ KÖTÜ AÇIKLAMA YAPAMADI

Sanatçıların sözleşmede yer alan bir madde nedeniyle bu film hakkında sözlü olarak kötü açıklamalar yapamayacaklarını bilen Nicolas Cage, bu duruma da bir çare bularak arkadaşları ile birlikte üzerlerine siyah bir tişört geçirip bunu sosyal medyada paylaştı.

PROTESTOYA YÖNETMEN DE DESTEK VERDİ

Yönetmen Paul Schrader de bu protestolara katılarak "Ne ben ne de filmin bir sanatçısı bu fotoğraflar da dahil bu konuda açıklama yapabiliriz" dedi.

5 Kasım tarihinde ABD'de vizyona girecek olan gerilim türündeki "The Dying of the Light" filminde Nicolas Cage CIA ajanı olan Even Lake'in sırlarla örülü hayatını canlandırıyor.

1413883695592.jpg
 
1414161049311.jpg



Uluslararası Boğaziçi Sinema Derneği ve İstanbul Medya Akademisi tarafından bu sene 14-28 Kasım tarihleri arasında ikinci defa düzenlenecek olan festivalin ulusal kısa kurmaca ve belgesel yarışma filmleri belirlendi.

Festival, Türkiye'de ve Dünya'da etik, estetik ve teknik bütünlüğe sahip sinema filmlerin gelişmesine katkı sağlanması, genç yapımcı ve yönetmenlerin yeni filmler üretmesine maddi ve manevi destekler oluşturulması, ülke sinemamızın bir kimliğe kavuşması fikrinin gündemde tutularak gerekli faaliyetlerin yapılması, ülke sinemasının yurt içinde ve yurt dışında tanıtılması amacıyla düzenleniyor.

İlk senesinde olduğu gibi bu senede kısa filmciler tarafından büyük ilgi gören festivale, tüm kategorilerde yaklaşık 285 film başvuruda bulundu. Kurmaca ve Belgesel olmak üzere iki farklı kategoride değerlendiren filmler 14-28 Kasım tarihleri arasında Atlas, Majestik, Tarık Zafer Tunaya sinema salonlarında ve Bağlarbaşı Kültür Merkezi'nde izleyicilerle buluşacak.

ULUSAL KURMACA FİNALİSTLER

1- ADEM BAŞARAN - ORHAN İNCE
2- BABA - SONER SERT
3- BAYRAM HARÇLIĞI- SERPİL ALTIN URKAN
4- DONDURMA - SERHAT KARAASLAN
5- DÜN BUGÜN YARIN - ANIL KAYA
6- FITRAT - SUAT EROĞLU
7- HAZİRAN - GÖKÇE ERDEM
8- IRME - MERT GÖKALP
9- KAFA - KORAY SEVİNDİ
10- NAR ZAMANI- CEVAHİR ÇOKBİLİR
11- ÖĞRETMEN - BARAN GÜNDÜZALP

ULUSAL BELGESEL FİNALİSTLER

1- ADANA KEBAP - ÖZGÜR DENİZ BARUT
2- ANADOLU'NUN ÇATISINDA - ABDULLAH MÜCAHİT
3- BAĞ - HANDE ZERKİN & GÖZDE EFE
4- CİBİK - TURGAY KURAL
5- ÇİROK - MUHAMMET BEYAZDAĞ
6- FIRTINA - AYDIN KAPANCIK
7- KARA - UMUT BİÇİCİ
8- SU BEDEVİLERİ - ÖMER GÜNEŞ
9- YALNIZLIK ÇAĞI - MEHMET ALİ SEVİMLİ
10- YOLANDA - EMRE KARAPINAR

Bu sene Festival kapsamında verilecek ödüller ise aşağıdaki gibi;

Ahmet Uluçay Büyük Ödülü: 50.000TL 50.000 TL
En İyi Kurmaca Film: 15.000TL 15.000 TL
En İyi Belgesel Film: 15.000TL 15.000 TL
UBSD Destekli En İyi Film: 15.000TL 15.000 TL
En İyi Görüntü Yönetmeni: 5.000TL 5.000 TL
En İyi Senaryo: 5.000TL 5.000 TL
En İyi Kurgu: 5.000TL 5.000 TL
En İyi Erkek Oyuncu: 5.000TL 5.000 TL
En İyi Kadın Oyuncu: 5.000TL 5.000 TL
En İyi Çocuk Oyuncu: 5.000TL 5.000 TL
Jüri Özel Ödülü: 5.000TL 5.000 TL
İzleyici Ödülü: 5.000TL 5.000 TL
İstanbul Büyükşehir Belediyesi / İBB Özel Ödülü​
 
Bi triplerdeydi zaten, iyi olmuş ,p
 
Ezel ve 20 Dakika gibi izlenme rekorları kıran dizilerin senaristi Kerem Deren Racon isminde yeni bir dizi yazıyor.

Racon dizisi hakkında da yavaş yavaş veriler elde edilmeye başlanıyor.

Racon dizisine başrol erkek oyuncusu olarak Mehmet Aslantuğ'un düşünüldüğü söyleniyor.
Uzun süredir tvde ve sinemalarda göremediğimiz Mehmet Aslantuğ Racon dizisinin erkek başrol oyuncusu olacak.

Bir İstanbul Masalı ve Hanımın Çiftliği gibi dizilerde oynayan ve büyük bir beğeni toplayan Mehmet Aslantuğ Racon dizisiyle gönüllere taht kuracak yine.
 
Güzel dizi ben sevdim. Selma Ergeç ve Sinem Kobal'ın oyunculukları çok iyi.
 
Semih, Türkan, Melek, İnci, Tezcan, Tuncay, Arda, Serkan, Altar, Gamze, Tuğçe, Özlem, Çağdaş, Kurretülayn, Murat

1) Ahmet Arda



2) Altar


3) Çağdaş Tahsin


4) Gamze


5) İnci


6) İnci Melek



7) Kurretülayn



8) Murat



9) Özlem



10) Semih



11) Serkan



12) Tezcan



13) Tuğçe



14) Tuncay



15) Türkan

​
 
2QdvLj.jpg

15 kişinin kendi dünyalarını inşa etmek için mücadele edecekleri Ütopya'da yarışmacılar Ütopya alanına girdi ve heyecan başladı.

8 erkek ve 7 kadın yarışmacıdan oluşan Ütopyalılar, Ütopya alanına girerek birbirleriyle tanıştılar.
26 Ekim Pazar 21:00’dan itibaren 24 saat webde canlı yayında!
İnternet üzerinden üyopya yarışmasının resmi internet sitesinden takip edebilirsiniz.

Televizyonda ise 29 Ekim 2014 Çarşamba TV8'de ekrana gelecek.
 
Geri