-
- Katılım
- 13 Ağustos 2023
-
- Mesajlar
- 2.771
-
- Tepkime puanı
- 4.064
-
- ForumSAL Yaşı:
- 3 yıl 2 ay
- Kıdem:
- Yerleşik Üye
-
- Konum
- Germany

1968 yılında Afganistan'da çekilen bir fotoğraf, geçmişten günümüze uzanan sıra dışı bir silah hikâyesini ortaya çıkardı.
Fotoğrafı çeken kişi, National Geographic yazarı ve fotoğrafçısı Thomas J. Abercrombie'ydi. Abercrombie, Afganistan'ın ünlü Salang Geçidi'nde seyahat ederken elinde çok uzun bir tüfek taşıyan bir adamla karşılaştı.
İlk bakışta fotoğrafta sadece bir adam, arkasında dağlar ve elindeki uzun bir tüfek görülüyordu.
Ancak tüfeğin geçmişi çok daha eskiydi.
Bu silah, Afganistan ve çevresinde kullanılan geleneksel jezail adı verilen uzun namlulu tüfeklerden biriydi.
Fotoğrafla ilişkilendirilen bilgilere göre tüfeğin kilit mekanizmasının üzerinde 1802 tarihi ve İngiliz Doğu Hindistan Şirketi ile bağlantılı bazı işaretler bulunuyordu.
Eğer bu bilgi doğruysa, tüfeğin bazı parçaları 1968 yılında yaklaşık 166 yaşındaydı.
Daha da şaşırtıcı olan ise tüfeğin hâlâ kullanılıyor olmasıydı.
Bu silah bir müzede sergilenmiyordu.
Bir koleksiyonda saklanmıyordu.
Bir insanın elindeydi ve görünüşe göre hâlâ avlanmak için kullanılıyordu.
JEZAİL NEDEN BU KADAR İLGİNÇ?
Jezail tüfekleri çoğunlukla Afganistan ve çevresindeki yerel ustalar tarafından el yapımı olarak üretiliyordu.
Fabrikalarda standart şekilde üretilen askerî tüfeklerin aksine, her jezail birbirinden farklı olabiliyordu.
Bazılarının namluları çok uzundu.
Ahşap dipçikleri kıvrımlı ve dikkat çekici şekillere sahipti.
Bazıları metal, kemik veya sedef gibi malzemelerle süsleniyordu.
Ancak en ilginç özelliklerinden biri, farklı silahlardan alınan parçaların yeniden kullanılabilmesiydi.
Yerel ustalar, eski veya ele geçirilmiş yabancı silahların parçalarını yeni tüfeklerde kullanabiliyordu.
Örneğin eski bir İngiliz tüfeğinin mekanizması alınarak yeni bir ahşap gövdeye takılabiliyordu.
Böylece ortaya tamamen yerel yapım bir tüfek çıkıyor, ancak üzerinde başka bir döneme ait yabancı bir parça bulunabiliyordu.
Bu nedenle 1968'de fotoğraflanan tüfek, aslında tek bir dönemin ürünü olmayabilir.
Belki 1802 tarihli eski bir mekanizma vardı.
Üzerine daha sonra yeni bir dipçik yapılmıştı.
Başka parçalar değiştirilmişti.
Yıllar boyunca tamir edilmişti.
Yani o tüfek, birkaç neslin emeğini üzerinde taşıyor olabilirdi.
DAĞLARDAKİ SAVAŞLARDA JEZAİL
Jezail tüfeklerinin etkili olmasının nedenlerinden biri de Afganistan'ın coğrafyasıydı.
Afganistan; yüksek dağlar, dar vadiler ve geçilmesi zor bölgelerle doludur.
Dağlık arazide yüksek bir noktaya yerleşen bir nişancı, aşağıdan ilerleyen askerleri uzaktan görebiliyordu.
Özellikle yivli namluya sahip jezailer, uygun koşullarda daha uzak mesafelerden isabetli atış yapılmasına imkân sağlayabiliyordu.
Bu durum, İngiliz ve Doğu Hindistan Şirketi güçleriyle yaşanan çatışmalarda önemli bir avantaj oluşturabiliyordu.
İngiliz askerleri çoğunlukla Brown Bess gibi yivsiz namlulu tüfekler kullanıyordu.
Yivsiz namlular uzun mesafelerde isabet konusunda sınırlıydı.
Dağların yüksek noktalarındaki bir nişancı ise hem araziyi hem de yüksekliği kendi lehine kullanabiliyordu.
Bir kayalığın arkasına saklanabilir, uzaktan ateş edebilir ve daha sonra arazide kaybolabilirdi.
Bu nedenle dağlar sadece savaş alanı değil, aynı zamanda doğal bir savunma sistemi hâline geliyordu.
1968'E GELİNDİĞİNDE DÜNYA DEĞİŞMİŞTİ
Ancak 1968 yılına gelindiğinde dünya artık tamamen farklıydı.
Modern tüfekler ve av tüfekleri yaygınlaşmıştı.
Askerî teknoloji; tekrarlayan tüfeklerden makineli tüfeklere, dumansız baruttan çok daha gelişmiş ateşli silahlara kadar ilerlemişti.
Buna rağmen yaklaşık 160 yıllık olduğu söylenen bir jezail hâlâ kullanılabiliyordu.
Bu durum fotoğrafı olağanüstü hâle getiriyordu.
Çünkü silah sadece eski değildi.
Hâlâ işe yarıyordu.
Muhtemelen sahibi için tüfeğin kaç yıllık olduğundan çok, çalışıyor olması önemliydi.
Bir eşya nesiller boyunca tamir edilerek kullanılabiliyorsa, sırf eski olduğu için değersiz hâle gelmek zorunda değildi.
TÜFEĞİN SONU
Hikâyenin en ilginç kısmı ise bundan sonra yaşandı.
Fotoğrafla birlikte aktarılan anlatıma göre adam, eski jezail tüfeğini sonunda Abercrombie'ye sattı.
Fakat bunu tarihî değerini bildiği için yapmadı.
Daha yeni bir silah almak istiyordu.
Tüfeği satarak elde ettiği parayla Rus yapımı modern bir av tüfeği satın aldı.
Bu ayrıntı, hikâyeyi daha da ilginç hâle getiriyor.
Bugün bizim için 1802 tarihli bir tüfek son derece değerli ve tarihî bir eser gibi görünebilir.
Fakat sahibi açısından durum farklıydı.
Onun için bu tüfek öncelikle kullanılabilir bir araçtı.
Daha yeni bir av tüfeği ise muhtemelen daha pratik ve kullanışlıydı.
Böylece adam, kelimenin tam anlamıyla geçmişi satıp geleceği satın aldı.
BİR FOTOĞRAFA SIĞAN TARİH
1968'de çekilen bu fotoğraf aslında sadece bir insan portresi değildi.
Bir çağın değişimini gösteriyordu.
Tüfeğin tasarımı eski Afgan silah kültürünü yansıtıyordu.
Üzerindeki eski mekanizma İngiliz askerî teknolojisiyle bağlantılı olabilirdi.
Silah yıllar boyunca tamir edilmiş ve farklı parçalarla değiştirilmiş olabilirdi.
Ve sonunda sahibi, bu eski silahı satıp modern bir Rus av tüfeği almayı tercih etmişti.
Yani tek bir fotoğrafta eski dünya ile modern dünya yan yana gelmişti.
Yaklaşık 160 yıldan fazla bir süre boyunca kullanılan bu silahın geçmişinde savaşlar, ticaret, tamirler ve nesiller boyunca süren kullanım olabilir.
En dikkat çekici tarafı ise şu:
Bu tüfek bir müzede korunarak hayatta kalmadı.
İşe yaradığı için hayatta kaldı.
İnsanlar onu tamir etti.
Taşıdı.
Kullandı.
Belki avlandı.
Ve sonunda, başka bir silahla değiştirilmeden hemen önce fotoğrafı çekildi.
Bugün o fotoğraf sayesinde, 19. yüzyılın başlarından kalmış olabilecek bir silahın 20. yüzyılın ortalarına kadar nasıl yaşamaya devam ettiğini görebiliyoruz.
Bazen tarih müzelerde saklanır.
Bazen eski kitaplarda karşımıza çıkar.
Bazen de hiç beklemediğimiz bir yerde, bir insanın elinde hayatta kalır.