Sivas'ta olayı yaşayan Murtaza Demir'in ifadesi:
Işıkları yanan, hayat emaresi görülen ve bizim ulaşabileceğimiz tek seçenek durumunda olan biricik yer kalmıştı: BBP. Ateş ve duman, bulunduğumuz yeri de etkilemeye başlamıştı. Ya burada kavrularak yanacak, ya da her şeyi göze alarak, camları kıracak BBP il binasına girecektik. Öyle de böyle de ölecektik; o halde “ne pahasına olursa olsun” girme kararı aldık! Buraya sığındığımızda, az da olsa sağ kalma ihtimali vardı ama bulunduğumuz yerde bu imkân kalmamıştı. “Öyleyse içeri girip orada ölelim!” Öldürsünler!..
Öyle yaptık: “açın! Yoksa camları kırıp gireceğiz!” dedim. Bu kez Komiser Mehmet de yanımızdaydı. Polis olduğunu söylüyor, ısrar ediyordu. Militanlar, pencerenin öbür yanında gidip geldiler, konuşup tartıştılar: bir süre sonra il başkanı olduğunu daha sonra öğrendiğimiz şahıs “tamam” açıyoruz diyerek, yanındakileri azarladı ve bizi içeriye aldı. İçerde, kendi aralarında tartışmalar oluyordu: “bu dinsizleri, Kızılbaşları neden buraya aldık; bıraksaydık da yansaydılar” diyor, bir kısım militan oraya girmemize itiraz ediyordu: bunları duyuyorduk.
Binada bıraktığımız arkadaşlarımızın akıbetinden haberimiz yoktu. Ama bu BBP’liler muhtemelen ne olup-bittiğinden haberdardılar. Ölenler mi vardı? Belki de, bütün ısrarlarımıza karşın bizi binaya almayan, saatlerce “hayır” dedikten sonra, şimdi “tamam” diyerek rıza göstermelerinin nedeni buydu. Ölenlerin olduğunu mu öğrenmişlerdi? Buradan Madımak önüne gidip dönmek on dakika bile değildi. Bazıları, dışarı çıkıyor, bir süre sonra soluk soluğa geri dönüyorlardı. Oteli yakan, insanlara kıyan, şeytana, egemene, ilkelliğe uşaklık eden aşağılık katillerdi bunlar. Şimdi melek rolüne girmişlerdi.