Her şeyden biraz hiçbir şeyden tam değil

FORUMSAL.NET YENİDEN ERİŞİME AÇILDI ForumSAL · Bilgilendirme

Yaşanan süreçte sabır gösteren ve yanımızda olan tüm üyelerimize teşekkür ederiz. Alternatif adreslerimiz üzerinden de bize ulaşabilirsiniz.

Alternatif erişim adreslerimiz
⚪ Konu yazarı en son 38 gün önce aktifti
Eskiden bilgisayarımda kendimce düşüncelerimi yazıp çizdiğim bir klasörüm ve içerisinde bolca word dosyası olurdu.

Sonrasında kendi kendime yarattığım bu alanı kendi kendime yitirdim. E madem forumda yazıp çiziyoruz. Burda derli toplu bir başlıkta tekrar yazayım istedim.

Biraz siyaset, biraz sanat, biraz ekonomi, biraz sosyoloji, biraz felsefe, eser miktarda hukuk. O yüzden her şeyden biraz hiçbir şeyden tam değil. (Rijkaard’a sevgilerle)
 
Hukuk önemli. Ne zaman işimiz düşer bilemeyiz. Biraz genel bilgi her zaman işi görür.
 
yazmak, aslında bildiğini teşhirden ziyade kendi iç dünyanı teşhire cesaret etmektir. hiçbir yazar asla ve asla iyi okurdan saklanamaz zaten bro, hayırlı olsun.
 
Madem ne felsefe ile başla dedi, taslağı büyütüp taşıyalım buraya da ;

Uzunca bir süredir kendime sorduğum ve belki de her sorduğumda farklı bir cevap verdiğim bir soru var “Özgür İnsan Kimdir?”. Haziran 2026 itibari ile ise şöyle cevap veriyorum bu soruya ;

İnsan doğduğu anda zincire vurulmaz, zincirler hep daha sonradan örülür. Kimi zaman devlet tarafından, kimi zaman toplum ama çoğu zaman da bizzat insanın kendi zihni tarafından. Bana göre ise bu zincirlerin en kalın ve ağır olanı insanın farkında olmadan içinde taşıdığı zincir/zincirlerdir. Bu nedenle sonda yazacağımı başta yazayım bence özgürlük, insanın kendi varoluşuyla yüzleşmesi ve hesaplaması ile başlayan ve devam eden bir sureçten başka bir şey değil. Bu yüzdendir ki her bu soruyu sorduğumda hep farklı cevaplar verdim kendi kendime.

Peki kim bu özgür olan insan? “Kendi kararlarını verebilen kişi” veya “Yapmak istemediği şeyi yapmayan kişi” gibi sığ tanımlarla tanımlanıyor çoğu zaman bu özgürlük kavramı. Oysa dediğim gibi bu tanım çok sığ. İnsan evladı (cinsiyetçilik yapmayalım insanoğlu diyerek) çoğu zaman kendi kararı sandığı şeyleri aslında kendisine öğretilmiş kalıpların içinden seçer. Bu kalıpları aile, sosyal çevre, devlet, eğitim sistemi vs yani iktidar olan bizzat döker kişinin benliğine. Kendisini özgür zannederken, çoktan başkalarının çizdiği sınırlar içerisinde dolaşır ve o sınırlar ölçüsünde muhalefet eder.

Heidegger’in ifadesiyle insan çoğunlukla “onlar”ın dünyasında yaşar. Herkesin düşündüğünü düşünür, herkesin istediğini ister, herkesin korktuğundan korkar. Bu durumda yaşayan insanlara ise sürüklenen bir varlık der Heidegger. Ya da modern Türkiyedeki elitist tabir ile “koyun” diyen salon burjuvaları da var.

E iktidar dediğimiz şey de yalnızca kurumlarda değil, insanın karakterinde de yerleşip büyüyen bir olgu. Bu nedenledir ki özgürlük, aslında son derece ahlaki bir mesele.

Bu iktidarı terk etmek ve bu konfor alanından sıyrılmayı istemek aslında özgürleşebilmek dediğimiz şey. Çünkü insan özgür oldukça mazeretleri azalır. Suçlayabileceği değişkenler azalır. Bir bedel öder. Sorumluluk alır. Ecnebilerin deyimi ile “Freedom is not free”. Bu yüzden bir çok insan zincirlerinden görüntüde şikayet ederken bile aslında onları bırakmak istemez.

Velhasıli kelam özgürlük bir sonuç değil, sürekli bir inşa sürecidir. İnsan bir gün özgür olup sonra da hayatının sonuna kadar öyle kalamaz. Her gün her an her kararında yeniden özgürleşir yahut köleleşir. Bu nedenle özgürlük dediğimiz şey aslında bir farkındalık halidir.

Peki HHA çok uzun yazdın üşendim okumaya sen bize bir sığ özgürlük tanımı yapsan nasıl yapardın derseniz ; “Özgür insan; yalnızca “hayır” diyebilen değil, kendi “evet”ini yaratabilen insandır.” derdim.
 
Kültür, bir toplumun hafızasıdır. Bunda tereddüt yok. O toplum/topluluktaki insanların dünyayı algılama biçimlerini, ilişkilerini, değer yargılarını ve ortak aidiyet duygularını şekillendiren bence en önemli husus. Bu nedenle kültürel öğeler, toplumlar için son derece kıymetli ve korunmaya değer unsurlar, amenna. Ancak bir kültüre değer vermek, o kültürün içindeki her unsuru sorgusuz sualsiz kabul etmek anlamına gelmemeli. Tam tersine, bir kültürü gerçekten sahiplenmek, onun güçlü yanlarını korurken sorunlu taraflarıyla da yüzleşebilmeyi ve bu öğeleri reddetmeyi gerektirir.

Her kültür, tarihsel koşulların, ekonomik ilişkilerin ve toplumsal güç dengelerinin etkisiyle şekillenir. Bu nedenle kültürlerin içerisinde zamanla yerleşmiş, bugün ahlaken savunulması zor olan bazı anlayışlar da var. İlk akla gelenler kadınların ikincil görülmesi, şiddetin meşrulaştırılması ya da her ne olursa olsun folklorik öğelerin mekan/zaman ayırt edilmeksizin her koşulda öne çıkarılması. Bu tür olumsuz unsurların eleştirmek demek o kültüre düşmanlık etmek ya da o kültürü reddetmek anlamına gelmiyor. Yahut seni “lümpen” yapmıyor.

Farzı misal içinde yetiştiğim kültürdeki aşiretçilik, aile ve akrabalık bağlarının bireysel iradenin önüne geçmesi, kadınlar üzerinde kurulan toplumsal baskı, her ortamda muhakkak bir halay çekilmesi vs olgular, kültürel kimliğin korunması adına savunulmadığım ve bence savunulmaması da gereken hususlardır. Çünkü bu tarz konularsa öz eleştiride bulunmam benim kültüre düşmanlığımi değil; aksine ona duyduğum aidiyetin ve sorumluluğun gösterir.

Velhasıli kelam, kültürleri kutsallaştırmak da bütünüyle reddetmek de sağlıklı yaklaşımlar değil. Yapılması gereken, kültürel mirasın insana geniş halk yığınlarına değer katan yönlerini korurken, monotonlaşan, insan onuruna ve eşitliğe zarar veren unsurları da reddetmektir.

Peki HHA sen ne yapacaksın derseniz? Her fırsatta her ortamda halay çekmeyeceğim. Söz. Düğünler ve kutlamalar kâfi bu konuda.
 
Farzı misal içinde yetiştiğim kültürdeki aşiretçilik, aile ve akrabalık bağlarının bireysel iradenin önüne geçmesi, kadınlar üzerinde kurulan toplumsal baskı,----



Afedersin şurayı okuyunca dayanamadım bu kadar güzel bir özeleştiri görmedim arttiriyorum ve diyorum ki bu denli köklü ve sağlam temelli bir aile kavraminda bile kadınların fiziksel/ruhsal şiddet görmeleri neden.

Çünkü dogulu kadınları her daim batiya nazaran çok güçlü ve metanetli hissettim her zaman hakettikleri daha büyük bir seviye oysa.
Hoş hiç bir kültürde bir kadın kutsanmiyorda neyse.
Güzel bir yazı teşekkür ediyorum.
 
Daha değerlendirme yazıları yazmak için açmıştım bu konuyu. Ama malum ekstrem durumlar var. Biraz günlük de olacak o yüzden.



2 günlük babayım. Dün gecenin bir saati kulaklıkla hastahane bahçesinde müzik dinleyip sigara içme fırsatım oldu. Öyle çalıyor şarkılar, Grup Yorum Sevda Türküsünden başlattım otomatik playlist o civarlarda şarkıları çalıyor.

Sonra bu şarkı çaldı.

Zulüm ejderha olsa da
Telli duvaklı yurdunda
Bir oğul büyütmelisin
Kavgada yiğit olmalı
Kavgada yiğit olmalı
Kavgada yiğit


İçime attığım, bastırdığım biriken tüm duygular bir anda boşaldı içimden. İsmet Özelin tabiri ile ;

Önce kalbim lanete çarpa çarpa gümrah
sonra “gözlerim” gümrah ırmakları tanımaktan kaygulu

Umarım bir oğul büyüteceğim. Kavgada yiğit olan. Yarin yanağından gayrı paylaşmak için her şeyi.

10 Temmuz 2026 - Cuma - 00:45
 
Korku, insanın yalnızca bireysel bir duygusu değil. Muktedir olanın, iktidarın da en eski araçlarından biri. Bir toplumu yönetmek isteyenler, çoğu zaman toplumun umutlarından önce korkularını şekillendirir. E doğal olarak da korkan insan, düşünmek yerine korunmayı öncelemeye başlar. Sükut baskın gelmeye başkar.

Bugün kendi kendime şunu düşünüyordum. Korku özünde olumlu bir his mi? Yoksa olumsuz bir his mi? Galiba korkunun kendisi de bir çelişki yumağı ve ne olumlu ne de olumsuz. Gri bir his. Tam da bu konunun başlığı gibi “Her şeyden biraz hiçbir şeyden tam değil.” Korku, insanı tetikte ve doğal olarak hayatta tutar fakat sürekli hale geldiğinde ise insanı yaşamaktan uzaklaştırır. Yani mesele
korkunun hiç olmaması değil, ona rağmen düşünmeye ve irade göstermeye devam edebilmek gücüne erişebilmek. Bu nedenledir ki cesaret, korkusuzluk değil, korkunun kaynağını anlamaya çalışmaktır.

Anlayıp, tanımlamak esas mesele. Ne korkunun akıntısına kapılmak ne de aptal cesareti göstermek. Denge.
 
Geri